Fethi Sekin'in çocukları Müjdat Gezen'e emanet

Fethi Sekin'in çocukları Müjdat Gezen'e emanet

Tiyatronun ve sinemanın önemli isimlerinden Müjdat Gezen, İzmir'de şehit düşen polisimiz Fethi Sekin'in çocuklarına sahip çıktı.

İşte Posta Gazetesi'nden Nazenin Tokuşoğlu'nun Gezen ile yaptığı o röportaj;

Tiyatronun ve sinemanın en değerli isimlerinden olan Müjdat Gezen’le buluştuk. Hayatı boyunca seyrettiği tek diziden, tahammül edemediği insan tipine, Anayasa’dan, yeni neslin sanata bakışına her şeyi konuştuk.

✔ Halk anında kenetlenmeye müsait
✔ Diziyi konfeksiyona benzetiyorum
✔ Dram duygulara seslenir, komedi zekaya
✔ En kötüsü aptal yerine konmak
✔ Atatürk’ü günahıyla, sevabıyla seviyorum

Bu, Posta gazetesindeki ilk röportajım. Gazetecilikte 17. yılım ama tatlı bir heyecan var tabii. Hiç bitmesin! Dedim ki... Sevdiğim biri olsun. Bir duruşu olsun. O zaman Müjdat Gezen olsun.

73’ü devirmiş bir usta, UNICEF iyi niyet elçimiz, 29 Ekim’de doğmuş bir Cumhuriyet çocuğu, bunu oyunlarına da taşıyan bir Atatürk aşığı, okulunun anahtarlarını öğrencilere hediye edecek kadar gönlü zengin bir adam...

Buluşmaya sokak köpeklerinin yanından geldi mesela. Bu arada sağlam bir kaynaktan önemli bir şey öğrendim. Müjdat Gezen gizli tuttuğu için hiçbir yerden duyamazsınız. Yaptığı iyiliklerden o kadar çok ki bahsetmekten hiç hoşlanmayan Gezen’e sordum. Şaşırdı. Yalanlamadı. “Sonra konuşalım” dedi.

İzmir Adliyesi’nin girişine kendini siper eden aslan yürekli polis Fethi Sekin’in üç çocuğunun ömür boyu okul masraflarını üstlenmiş. Bunları yazarken bile gözlerim dolu dolu oldu. Sen çok yaşa Müjdat Gezen…

● Yıllardır sanatın içindesiniz. Aşk, tutku bir yana, insani anlamda size ne kattı?

Sanat insanı onarır. Sanattan yapılmış bir parçan olmalı. Sanat içten içe asidir, özgürdür. Onu iliklerinize kadar hissedersiniz. Sizi yönlendirir, bakış açınızı belirler. Ben şanslıydım.

On yaşındayken ilkokul öğretmenim kafama cetvelle vurarak “Çıkacaksın” dedi de öyle çıktım sahneye. 1953 yılıydı. Çok olmuş be!

● “Çocuğum piyanist olmasa bile piyano çalsın” kafasında çok ebeveyn var. Sanatla büyümek çocuklara ne katar?

Her küçük kızın geçmişinde tütülü bir fotoğraf vardır değil mi? Bu çocuk müzikten aldığı pozitif enerji dışında Chopin’i, İdil Biret’i, Fazıl Say’ı merak edebilir. Onları araştırırken bambaşka kapılar açılır.

O yüzden zor işler yapanlar sanata ilgi duyar. Doktorlar bu anlamda en güzel ve yaygın örnektir. Psikiyatrlar “Ya balık tut ya ata bin” der, bence bu reçeteye sanat da katılmalı.

OKULUMUN BAHÇESİNE GÖMÜLMEK İSTİYORUM

● Özellikle de tiyatro…

Mecliste “Tiyatro değil burası” diyorlar ya, deliriyorum! Ben de aynı şekilde “Burası meclis değil” diyorum. Tiyatro benim kutsalım.

● Halkı güldürmek sizin yüzünüzü de güldürüyor mu, haz veriyor mu?

Hem evet hem hayır. Zor bir meslek ve insanları mutlu görünce mutlu oluyorum, hele o alkışlar yok mu…

Ama çok daha zor işler var bu dünyada. Cerrah, pilot, ağır ceza hakimiyle bir tutamazsın bizim işi. Bir hata yapsa hasta ölür, uçak düşer. Gururun büyüğü onların olmalı.

● Okulun bahçesine gömülmek istiyormuşsunuz.

Çok. Çocukların cıvıltısı, her yaştan öğrencinin olduğu şahane bir enerji… Öldükten sonra onları yanıbaşımda görme duygusuyla aldım kararı.

● Göreceğinize inanıyor musunuz?

Yoo inanamıyorum. Psikolojik olarak, hayattayken bunu düşünmek hoşuma gidiyor. Anma günlerinden nefret ederim mesela. Savaş Dinçel can dostumdu. Onu asla ölüm gününde anmam, doğum gününde anarım.

Adam ölmüş gitmiş, neyini konu ediyorsun? Tarık Akan, Zeki Alasya, Levent Kırca yok. Varken varsın. Yerleri dolar mı? Asla dolmaz.

LÜTUF DEĞİL, AĞIR BİR SORUMLULUK

● Hangi cümleyle hatırlanmak istersiniz?

Mesela yüz yıl sonra… Kim hatırlayacak beni yüz yıl sonra?

● Kim unutur sizi...

“Okulundan kimler kimler yetişmişti” diye başlayan bir cümle fena olmaz. “Ne büyük adamdı, ne iyi oyuncuydu” bunlara gerek yok.

● Okulunuzu öğrencilere verdiniz yıllar önce. Ama şunun cevabını hiç vermediniz; nasıl oldu, duygusal bir an mı yaşadınız?

Mantıksal bir an yaşadım. Özdemir Sabancı vuruldu. Dünyanın en zengin yüz ailesinden birinin mensubu. İki kişi geldi, sonra beyaz bir torbanın fermuarını çekip götürdüler.

Ben de bu okulu götüremem mesela, imkan yok. Torpil yapıyorum sanmasınlar diye eşimle on yılda bir sahipleri yeniliyoruz. Çok da büyük bir lütuf değil, ağır bir sorumluluk.

FETHİ SEKİN’İN ÇOCUKLARI MÜJDAT GEZEN’E EMANET

● İzmir’deki terör saldırısında hayatını kaybeden Fethi Sekin halkı yeniden bütünleştirdi. Üç çocuğuna burs verdiğinizi duydum. Doğru mu?

Sonra konuşalım.

● Yani doğru.

Yaptıklarımla övünmüyorum, yeri geldikçe paylaşıyorum. Belgrad Ormanı’nda geniş bir alanı ağaçlandırdım ama arkama basını alıp orada boy göstermiyorum.

Sorduğun soruya dönersek; rahmetli Turgut Özakman söylerdi hep; “Öyle tek vücut oluruz ki, bizi bu yüzden yıkamazlar” diye. Çok da bilgiliydi. Bir oyunda savaş sahnesinde “Ata’nın üzerine kar yağdıracağım” dedim.

“Sakın ha. Atatürk hiçbir savaşı kışın yapmadı, tarihten örnek aldı. Kışın yapılan savaşları hep kaybetmiş bizimkiler” dedi. Ben yine de koydum ama mizansen olarak. 10 bin sayfa okudum Atatürk’le ilgili. Hâlâ da okuyorum. Her sene bir Atatürk oyunu koyacağım sahneye.

15 Temmuz’dan sonra yapılan anketlerde yine en güvenilir kurum ordu çıktı. İlker Başbuğ’un yazdığı ‘Mucize’ oyununu da kapalı gişe oynuyoruz. Bu ayrıntılar bizi daha da kenetliyor.

MİZAH GÜZEL ŞEY

● Ülkeyi terk etmeyi düşündünüz mü?

Asla! Bu topraklarda doğmuş büyümüş bir Türk vatandaşı olmak benim için her zaman gurur sebebidir. Bize baskı kuranların gitmesi daha güzel olur.

● Hak ettiğiniz değeri gördüğünüze inanıyor musunuz?

Türkiye ekonomik krizde, dolar almış başını gidiyor, terörün içine batmışız ama üç oyunum da kapalı gişe. Daha ne yapsın bu millet bana!

● Yeni Anayasa’ya ne diyeceksiniz?

Adalet Bakanı “Perde açık kalabilir, maksat gizli oylama” dedi. Kendisine bir sorum var. O perdeyi oraya neden koymuşlar? Benimki güneşi engellemek için mesela, o yüzden ince.

Tiyatroda da var, dekor hazırlanırken seyirci görmesin diye. Merakımı giderirse sevinirim. Ama çok da konuşmayayım çok davam var. Halbuki mizah ne güzel şey. Özal’ın karikatür koleksiyonu vardı mesela. İnönü, karikatürü en fazla çizilen adamdı.

Bir gün eşi aradı “Sergi açıyoruz gelir misin” diye. Fransız lider Charles De Gaulle Kültür Bakanı’nı çağırıyor ve diyor ki, “Usta benim karikatürü çizmiyorlar bu ara, yoksa halk artık beni sevmiyor mu?”

● Çok güzelmiş.

İşte demokrasi budur. Her eve lazım. Ülke için çok üzülüyorum. Adaletli bir tanıtım yapılırsa, bence referandumda halk “hayır” der.

Durmadan haberleri izliyorum ve ağzım açık kalıyor, Küfrediyorlar, sürekli kavga var. Halk öyle mi? Anında kenetlenmeye müsait.



‘VATANIM SENSİN’ SEYRETTİĞİM TEK DİZİ

● Dizi teklifi geliyor mu?

Evet ama yapamıyorum. Okulda derslerim var. Haftada üç gün oyun oynuyorum. Bir de o kafada değilim. Diziyi konfeksiyona benzetiyorum. Sinema butik, tiyatro da prova olduğun ısmarlama elbise…

● Çok güzel benzetme!

Öğrencilerime veririm bu örneği. Tiyatro çok insani ve süzme bir iş. Özellikle de komedi. Dram duygulara seslenir, komedi zekaya. Oldum olası zekaya zaafım var. Çevremdeki insanlar yüzde 90 zekidir.

● Aptallara tahammülünüz yok mu?

Benim de yaptığım çok aptallık oldu ama pek yok. “Keşke aptal olup hiçbir şeyi anlamasaydım” diyorum bazen. En kötüsü de aptal yerine konmak.

● En fazla TV seyreden üç ülkeden biriymişiz. Sizin ‘Televizyon Çocuğu’ diye eski bir filminiz vardı, orada bunu çok iyi öngörmüşsünüz.

Sen nereden biliyorsun, o film sen doğmadan önce çekildi. Aram Gülyüz’le yazmıştım. Orada çok güzel bir anekdot vardı. Adile Naşit, Halit Kıvanç hayranı.

O ekrana çıktığı zaman makyaj yapıyor. Özdeşleşme deniyor buna. Korkunç bir durum ama itiraf ediyorum, ben de ilk defa bir diziye fena sardım.

● Aaa hangisi?

Vatanım Sensin. Hem Halit’i hem de Bergüzar’ı çok beğeniyorum. Senaryo çok iyi. İşi çok ciddiye almışlar. Adamlar İzmir’i kurmuş. Kurgu inanılmaz. Durul-Yağmur Taylan kardeşlerin önceki işlerini de biliyorum. Çok çok başarılılar.

● Fena mı olur konuk komutan olarak girseniz mesela?

Güzel olur ama vakit ayırmak lazım. Bir de rol üzerinde çalışmalı. “Çekiyoruz” deyip koyuyorlar önüne. Olmaz öyle.

‘NE SİGARA NE İÇKİ İÇTİM’

● Ailenizden size ne miras kaldı?

Huzurlu bir ailede büyüdüm. Annemle babam elli yıl evli kaldı. Bak ilk kez söylüyorum, hayatımda evde yüksek sesle konuşulduğunu duymadım. Bu yüzden ne sigara içtim, ne esrar, ne de içki…

İnsanlarla dalaşma tabiatıma bulaşmadı. Hayattan sürekli öğreneceğimiz şeyler var. Onları cebimize doldurup, halka geri vermemiz gerekiyor. Özellikle son 15 yılda toplumun bana yüklediği bir misyon var. İyi bir Atatürkçüyüm. Adamı seviyorum.

● Siyasi bir duruş değil yani.

Hiç değil. Günahıyla, sevabıyla seviyorum. Geçenlerde Selanik’teki evine gittim. Bahçede Ali Rıza Bey’in diktiği bir nar ağacı var. Bir tane nar bana göz kırpıyor.

Kopardım. Dedim ki, “Hükümet gelse bunu kimse alamaz.” Tiyatroda sergileniyor.


Etiketler; #müjdat gezen

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.