Eğer istenirse Rusya'ya 'Boğaz' dar edilir

Eğer istenirse Rusya'ya 'Boğaz' dar edilir

Yrd. Doç. Dr Hakan Erdem'e göre Türkiye, Rus gemileri için Boğazları kullanamaz hale getirebilir. Çünkü Rusya Montrö Anlaşması'nı ihlal etti

Gündemdeki en sıcak konu Rusya ile kriz ve ardından tabii ki Musul. Rus uçağının düşürülmesinin ardından Rus savaş gemisinin İstanbul Boğazı’ndan geçerken omuzdan atılan füze ile bir askerin şov yapması tartışmayı alevlendirdi. Erdem ile röportaja Boğazlar’dan geçişi düzenleyen Montrö Anlaşmasını konuşarak başlıyoruz: “Tuhaf bir toplumuz. Boğazlar deyince sadece İstanbul Boğazı’nı anlıyoruz. Hem Çanakkale hem de Marmara var. Biz Marmara’ya iç deniz deriz ama millet serbestçe gidip geliyorsa hangi iç denizden bahsediyoruz.”

Anlaşmalara göre, Marmara Denizi Boğazlar’ın devamı mı?

Tabii. Geçiş yolu sayılıyor. Lozan’ın da resmen kabul ettiği Boğazlar Antlaşması’na göre, Türkiye tüm bu boğaz hattına asker sokamıyordu ve egemenlik hakkı kısıtlıydı. Montrö ile bu kalktı ve egemenlik hakkı Türkiye’ye geçti.

Montrö benzeri bir uluslararası ‘boğaz geçişi anlaşması’ var mı? 

Bazı nehir ve kanal geçişleri ile igili anlaşmalar var ama doğal boğazlarla ilgili bir anlaşma yok, mesela Cebel-i Tarık’ta. Genel ilke, uluslararası geçiş yollarının açık olması. 1774’e kadar Osmanlı’nın yaptığı şuydu; Karadeniz benim iç gölüm, kimseyi çıkarmam. 1783’te Kırım’ı alınca Ruslar bu hakkı alıyor. O zaman Osmanlı da diyor ki Ruslar geçiyorsa Fransa ve İngiltere de geçsin ve onlara da bu hakkı tanıyor. Savaş zamanı herkese kapatırım diyor. Kesin hüküm Osmanlı’ya ait. Lozan’da kabul edilen Boğazlar Sözleşmesi’nde temel hüküm serbest geçiş hakkıdır. 24 Temmuz 1923’te imzalandı yani Lozan ile aynı gün. Bu sözleşme ile İstanbul’da kurulacak bir komisyona Boğaz’ı kontrol hakkı veriyor. Montrö’de ise bu komisyon ve demilitirize durum ortadan kaldırılıyor, tam egemenlik kazanılıyor.

Türkiye’nin Montrö nedeniyle Boğaz’da asker bulunduramadığı söylentisi de doğru değil o zaman... 

Öyle bir şey yok. Montrö’ye göre Türkiye’nin çok hakkı var. Bugün baktığınızda bu anlaşmaya göre Türkiye, Rusya ile yaşadığı krizden dolayı Rusya’ya boğazları tamamen kapatma, Rusları Karadeniz’den çıkartmama hakkına sahip.

Türkiye Boğazları Rusya’ya kapatabilir mi yani?

Zorlarsınız, bu hukuktan her şey çıkar.

Mesela füze krizinin Montrö’yü ihlal olduğu yorumları var. Bunun anlaşmayı bozduğunu savunan var.

Bence de bozdu. Ayrıca anlaşmada sadece savaş zamanı demiyor. Türkiye kendine yakın bir tehlike hissettiği zaman diyor. Montrö’ye göre o kadar çok şey yapabilir ki Türkiye. Mesela bir ticaret gemisini salgın hastalık var diye ya da yeterli belgeniz yok diye durdurabilirsiniz. Hele savaş zamanında tamamen Türkiye’ye bırakıyor kararı. Şu ikisi birden olamaz; Hem Rusya ile iş kızıştı ve kriz zamanı oldu hem de ellerini kollarını sallayarak Boğazlardan geçecekler. Ya barış olacak, adam gibi herkes gelip geçecek ya da musluğu kapatırsınız. Hukuk size bu hakkı tanıyor. O füze göstermeyi tehdit olarak kabul edebilirsiniz.

Türkiye uçak krizi ve füze gösterisinden dolayı ‘Rusya’ya Boğazları kapatabilir yani...

Doğrudan değil de işleri Rusya için sıkılaştırabilir. Ayrıca Montrö 20 yıl süre için yapılmış bir anlaşma idi. İmzalayan her ülke şu an bile ‘anlaşmanın feshini istiyorum’ müracaatını yapabilir. 5 senede bir değişiklik talebi isteyebilirsiniz. Çünkü tüm tarafların işine geliyor. 28. maddeye göre Montrö’yü feshederseniz bu işi yeniden konuşacak konferans toplanır. Montrö’nun devamının en çok yaradığı ülke Rusya’dır. Türkiye eğer, çok büyük bir mesele çıkartmak istiyorsa çıkartabilir. ‘Feshedilmesini istiyorum’ der. Yeni konferansta konuşalım der al başına belayı...

Yeni konferans karar verene kadar Montrö hükümleri mi geçerli olur? 

Hayır, ara dönem olur ve Türkiye ne isterse o olur. Montrö feshedilmiştir denir. Kolay kolay Montrö’nün de değişeceğini sanmıyorum. Böyle kalır gibime geliyor.

Sykes-Picot’yu İttihatçılar abarttı

Bölgenin bugünkü haritasının Sykes Picot anlaşması ile çizildiği doğru mu?

BU, İngiltere ile Fransa arasında gizli bir anlaşma. Hicaz dışındaki Arap Yarımadası’nın bölünmesi ile ilgili. Yani bugünkü Irak, Suriye Levant’ı (Lübnan ve sahil hattı) ve bir miktar da Anadolu’yu kapsıyor. Sykes-Picot bir paylaşım hikayesi ve aslında hiçbir zaman uygulanmadı. Ama mesela Suriye’nin Fransızlara, Irak’ın da İngilizlere bırakılması bu anlaşmanın başlıca maddesini realize etmiş gibi görünüyor. Suriye ve Irak’ın kaderi üzerinde de nispeten etkili olduğu için Sykes Picot düzeni diyoruz. Bugün bunun çökmesi demekle şu kastediliyor. Irak bir yandan 3 parçaya bölünmeye doğru gidiyor. Suriye’nin de hali ortada...Irak’ta bir merkezi hükümet var ama hükmü geçmiyor çoğu yerde. Suriye’de de Şam’da bir hükümet var ama ülkenin büyük bölümü onun kontrolünde değil. Aslında şöyle diyebiliriz; Suriye ve Irak’ta merkezi hükümetler değil, kendini merkez zanneden lokal yönelimler var.

Sykes Picot fazla mı abartılıyor?

Durumu abartmak Osmanlı’nın işine geliyordu. Dönemin İttihat ve Terakki hükümeti çok büyük bir meşruiyet kazandı. O dönem ITC içeride savaş istemeyen muhaliflere “Görüyor musunuz adamlar bizi bölmek için kendi aralarında anlaşma yapmışlar biz de bunun için savaşıyoruz bunlara karşı işte” dediler..

Musul’daki petrol hakkını Menderes hükümeti sattı

Lord Curzon’un Lozan’da Hakkari’den Süleymaniye’ye kadar olan bölge ve Musul petrollerinden hisse önerisi yaptığı ve İsmet İnönü heyetinin bunu kabul etmediğini görüyoruz..

Lozan süresince Türkiye’nin daha Cumhuriyeti yok. TBMM hükümeti var. Lozan’da ‘Türkiye hükümeti ile İngiltere hükümeti 9 ay içinde Musul sorununu dostane çözer. Çözemezse Cemiyet-i Akvam’a giderler’ diye bir hüküm konulmuştu. Çözülemediği için mesele Cemiyeti Akvam’a gitti. Orada da Türkiye aleyhine karar verildi. Aslında Türk Petrolleri denen ama Türk olmayan bir şirket vardı ve burada bir pay zaten veriliyordu. Ancak Menderes hükümeti döneminde Türkiye bu hakkını toptan devretti. O döneme kadar küçük bir pay veriliyordu yani. O dönem belli bir para karşılığında hakları devretmişler. Her şeyden önce ‘Neden bir Musul meselmiz’ var sorusu önemli. Türkiye hiçbir zaman resmi olarak irredentist bir politika izlemedi.

1. Dünya Savaşı döneminde sınırlar hâlâ Basra’daydı. Dünya kadar yer kaybetmişsiniz, burnunuzun dibindeki adaları kaybetmişsiniz hiçbirine bir şey demiyorsunuz da neden Musul mesele oluyor? Sebebi şu; 30 Ekim 1918 Mondros Müterakesi imzalandığı zaman Osmanlı askerleri hâlâ Musul’u tutuyordu. Mondros’un koşulları çok açık; kim nereyi tutuyor, o koşullarda sınır çizilecekti. Halep’i kaybetmişti Osmanlı ama Musul hala orada duruyordu. Uyduruk bir ‘Asayiş problemi çıktığı zaman işgal edilebilir’ maddesi ile 1918’te İngiltere Musul’u işgal etti. Dolayısıyla Mondros Mütarekesi’ni de ihlal etmiş oldu. Bu yüzden kabul etmedi Ankara. Siz hiç Türkiye’nin Halep veya Kudüs meselesi diye bir şey duydunuz mu? Çünkü Mondros imzalandığı zaman oralar zaten elden çıkmıştı. Musul müterakenin hükümlerine aykırı olarak İngiltere tarafından işgal edildiği için Türkiye kabul etmekte zorlanıyor.

  Lozan’da Gökçeada ve Bozcada’nın özerkliği konusu var...

Orası çok ilginç ve açık. Lozan’da 14. Maddede ‘bu iki ada ahalisi yapılacak olan mübadaleden muaftır. Polis ve yerel yönetimleri Müslüman olmayan yerel ahaliden tayin edilir” deniliyor. Özerklikten bahsediliyor... Yalnız birşeyi de unutmamak lazım Lozan’da bu adalar ‘demilitarize’ bölgenin parçası, Montrö’de bu durum kalkıyor. Bu madde pratikte de hiç uygulanmadı. Fakat hep tartışılan konu olarak ‘Lozan’da bir bölgeye muhtariyet verilmiş midir’ sorusuna cevaben bir uluslararası antlaşmaya da girmiş en yakın örnek budur. Erken Türkiye Cumhuriyeti devletinin topraklarının bir kısmı üstünde yönetimsel ayrıcalık hakkı tanıyabildiği bugüne kadar tartışılabilirdi.

 Şeyh Sait isyanı ile Musul arasında bağ kurmak çok zor

1. Meclis’te Kürdistan Mebusu Yusuf Ziya Bey’in ünlü bir Musul konuşması var. Bir de Rıza Nur’un ‘Musul’u almazsak yarın Kürdistan sorunumuz olacak” sözleri var...

Kürt nüfus parçalanacak, yarısı bizde yarısı İngiliz manda yönetiminde olacak. Halbuki Kürtler milli mücadele yönetimi ile beraber hareket ediyordu. Aslında Musul’da petrol olduğu için çekilmedi İngilizler. Yoksa İstanbul’dan veya diğer işgal ettikleri yerlerden çekildikleri gibi buradan da mütareke şartı gereği çekilmeliydiler.

Bazı tarihçiler Musul’un Lozan’da kaybedildiğini söylüyor.

 Şöyle diyelim; Lozan’da çözülmüş olsaydı, çünkü uluslararası hukuk Türkiye’nin yanındaydı, Musul meselesi diye bir mesele olmazdı. Lord Curzon’un büyük bir diplomatik başarısı, bu çok belalı meseleyi ertelemek ve uluslararası bir toplantıdan alıp iki devlet arasındaki meseleye çekmiş olmasıdır. Burada İsmet Paşa Musul’u sattı diye bir şey yok yani. Bu, sonuçta Ankara’nın kararıdır. Bu konuda neler neler söyleniyor da ona bakarsınız. Misak-ı Milli sınırları içerisinde olmasının da çok kıymeti harbiyesi yok, Mustafa Kemal Paşa’nın çok üzerine gittiklerinde Meclis’te ‘Biz silahlarımızla nereyi kontrol edebiliyorsak Misak-ı Milli’miz orasıdır’ diyor..

Türkiye’nin bugün Musul’a asker göndermesinin uluslararası anlaşmalarda bir karşılığı olabilir mi? 

- Olmaz. Uluslararası anlaşmaların bir süresi vardır. Biz değiştirmek istemesek bile mesela Lozan’ın bir sürü hükmü kadüktür bugün. Dolayısıyla Mondros’tan sonra o kadar çok anlaşma yapıldı ki. Lahey’de imzalanan 1926 sınırları geçerli. Dolayısıyla ondan öncesine gidemezsiniz.

Kaynak : Mehmet Ali İzmir / YeniYüzyıl


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.