"Muhalefet kaçmayı siyasi tavır sanıyor"


Prof. Dr. Gonca Bayraktar Durgun, Başkanlık sistemi ve yeni anayasa konularında muhalefetin duruşunu eleştirdi.

Nil Gülsüm'ün röportajı

Türkiye'nin bir an evvel darbe anayasasından kurtulması gerektiğinde neredeyse herkes mutabık. Ancak iş somut bir aşamaya gelindiğinde aynı mutabakatı sağlamayan ve işi yokuşa süren muhalif bir tavırla karşılaşılıyor. Yeni anayasa tartışmasının yanında hükümet sisteminde bir değişikliğin yapılıp yapılmayacağı da başka bir gündem maddesi. Ben de bu defa başkanlık sistemi diktatörlük getirir mi, çift başlılık ne gibi olumsuzluklar doğurur, partili cumhurbaşkanlığı, hükümet sistemi aslında neden değişmeli sorularını Prof. Dr. Gonca Bayraktar Durgun'a sordum.

Anayasa ve hükümet sistemi tartışması yeniden gündemde. Geçmiş dönemde anayasa konusunda sonuç alınmasa bile partiler epey mesafe kat etmişlerdi. Bu konuda siyasetin uzlaşması neden önemli?

Nasıl yönetileceğimize dair bir uzlaşı siyasal geleceğimiz açısından önemli. Bu mesele aslında hayati bir noktadır. Hükümet sisteminde uzlaşamıyorsak bu alfabenin 'A'sında uzlaşamadığımız anlamına gelir. Anayasa genel olarak nasıl yönetileceğimiz ve haklarımıza dair bölümleri içermektedir. Anayasanın çerçevesi ve içeriğinde, siyasal alanın organizasyonu ve idaresinde sağlanacak uzlaşı, siyasal partilerin demokratikleşmeye verecekleri katkı anlamına gelmektedir ki; bu da, demokratik temsil aracılığıyla halkın siyasal sisteme dair meşruiyet algılarını, demokratik tutum ve davranışlarını destekleyen önemli bir etkiye sahiptir.

60 MADDE İYİ BİR KAZANIMDI

Geçen yasama döneminde anayasa taslağında yer alan ve partiler arası uzlaşının sağlandığı 60 madde birey hak ve özgürlüklerine dairdi. Ve bu demokratik, özgürlükçü bir anayasa çerçevesi içinde Türkiye için iyi bir kazanımdı. Sonuçlanmamış olması bu kazanımın tamamen kaybolduğu anlamına gelmez, tekrar gündeme gelebilir ve bırakıldığı noktadan devam edebilir.

UZLAŞI PEK MÜMKÜN GÖRÜNMÜYOR

İki ayrı referandumun yapılması gündemde. Anayasa ve başkanlık sisteminin ayrı ayrı halka sorulması çözüm olur mu?

Başkanlık sistemi ve Yeni Anayasa'nın ayrı referandumla oylanması bir tercihtir nihayetinde. Hükümet sisteminde anlaşılamadığı için diğer maddeleri beklemeye almamak makul bir davranış olur. Gerçekçi olmak gerekirse, içinde yaşadığımız dönemde bir seferde bütün bir metin üstünde uzlaşının sağlanması da pek mümkün görünmüyor.

TARTIŞMA SİYASAL SORUMLULUKTUR

Muhalefet hükümet sistemi tartışmasına mesafeyi en baştan koyuyor. Başkanlık sistemine bu şekilde karşı çıkmaları için yorumunuz ne olur?

Siyasal partiler müzakereden kaçamazlar, kaçmamaları gerekir. Maalesef bizde bazı siyasi partiler müzakereden kaçmayı bir siyasi tavırmış gibi benimsemiş vaziyette. Halbuki bu tavır, bir siyasi parti için görevini yerine getirmemek anlamına gelir. Siyasal temsilcilere bu konuda aslında çok büyük bir sorumluluk düşüyor. Siyasal partilerin ve öncelikle de partilerin yönetici kadrolarının konunun sağlıklı bir çerçevede, farklı önerilere açık ve kapsamlı olarak tartışılmasına katkıda bulunmaları siyasal sorumluluklarının gereğidir.

REFERANDUM MEŞRUİYETİ PEKİŞTİRİR

Başkanlık sistemini halka sormak için değerlendirmeniz ne olur?

Demokratik yönetimlerde referandum halkın yönetime katılması yönündeki yöntemlerden bir tanesidir. Bir konuda referanduma başvurmak uzun vadede onun meşruiyetini pekiştirmekle ilgili bir davranıştır. Halkın da bu noktada onayına başvurmak faydalı olabilir. Hangi parti bireyin devlet iktidarı karşısında daha özgürlükçü bir hak manzumesine kavuşmasına karşı çıkabilir ki! Bu siyasal partilerin vatandaşla karşılaşması noktasında iyi bir ölçüdür aynı zamanda. Dolayısıyla bu süreç, siyasal partilerin de müzakere sürecine dahil olmasını zorlayan bir unsura dönüşebilir.

Yeni anayasa bir zorunluluk

Muhalefetin Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın şahsı üzerinden başkanlık sistemini tartışmasına ne dersiniz?

Muhalefetin, 'hayır' diyecekse, bunu mantıklı, ikna edici bir temele dayandırması gerekir. Bir kişi üzerinden sistem değişikliğine karşı çıkmak açıklayıcı ve makul davranış olarak görünmüyor. Tartışmanın sistemde var olan sorun alanlarının objektif olarak tanımlanması, muhtemel çözüm olasılıkları, bunların uzun zaman ölçeğinde ortaya koyabileceği avantajlı, dezavantajlı durumlar ve süreklilikler yönünden baştan kurgulanması gerekir.

ÜLKE FARKLILIKLARI ÖNEMLİ

Hükümet sistemleri arasında kıyas yapmak doğru mu?

Sistemler arasında üstünlük tartışması anlamsız ve sonu olmayan bir tartışmadır. Bu tür tartışmalarda sistemlerin avantajlı kabul edilen özellikleri ön plana çıkarılmakta, ülke farklılıkları göz ardı edilerek, zaman ve mekan üstü sihirli formüller önümüze konulmaktadır. Hükümet sistemini başarılı ya da başarısız yapan ülke özellikleridir. Mesela Amerikan modeli Başkanlık sistemi kendi içinde başarılıdır. Amerikan modelinin başka bir yerde aynı şekilde sonuç vermesini beklemek gerçekçi değildir.

TOPLUMLA UYUMLU OLMALI

Yeni anayasa yolunda bir sonuç almak ne derece gerekli?

Yeni anayasa hem büyük bir fırsat hem de bir zorunluluk aslında. Yeni anayasa artık kaçınılmaz bir ihtiyaç. Türkiye, darbe ürünü olan 1982 anayasası şartlarından önemli ölçüde uzaklaşmış bir ülke. Artık 80'ler ya da 90'ların şartlarında yaşamıyoruz. Ekonomik ve toplumsal dönüşümle uyumlu bir siyasal sisteme de ihtiyaç var. Hükümet sistemi zaten burada tartışma noktası haline geliyor.

Ülkenin ana ihtiyacı demokratikleşme

Başkanlık sistemi ile parlamenter sistemi birbirinden ayıran temel husus yürütmenin başı nasıl seçilecek, hükümet nerede/nasıl oluşacak meselesidir. Aynı hükümet sistemine rağmen ülkelerde farklı yargı sistemleri olabilir. Örneğin Alman ve İngiliz yargı sistemi birbirine hiç benzemez ama her iki ülke de parlamenter sistemle yönetilmektedir. Yargı tarihsel olarak gelişen bir yapıdır. Tarafsız ve bağımsız yargının varlığı demokratik yönetimin zorunlu şartıdır. Türkiye'deki hükümet sistemi tartışması hükümetin nasıl kurulacağı meselesinden çok daha ötede bir demokratikleşme meselesi olduğundan bu konunun yeni anayasa ile birlikte siyasetin gündeminde olması kaçınılmazdır. Neticede Türkiye'nin daha demokratik bir ülke olması ve hangi sistemin mevcut sorunların çözümünde daha etkili olacağının belirlenmesinde siyasal uzlaşı istenen özellik olacaktır.

Partili cumhurbaşkanlığı Türkiye'de hep vardı

Bizdeki cumhurbaşkanlığı sembolik bir cumhurbaşkanlığı değil. Anayasal olarak yürütme yetkileri ile donatılmış bir cumhurbaşkanından söz ediyoruz. Sembolik bir cumhurbaşkanlığında tarafsızlık (belki) söz konusu olabilir. Fiili olarak Türk siyasi hayatında geçmişte tarafsız olan her hangi bir cumhurbaşkanı oldu mu, sorusunu sormak lazım! 'Süleyman Demirel 28 Şubat döneminde tarafsız bir cumhurbaşkanı mıydı' soralım. Yetkili ama sorumsuz siyasi bir makam üretmişsiniz, siyasi ve tarafgir bir rol yüklemişsiniz, ondan sonra da tarafsızlıktan söz ediyorsunuz. İlginç bir kombinasyon. Geçmişte sadece Sezer ve Ecevit örneği yok. Aynı siyasi çizgiden gelen Özal ve Yılmaz, Demirel ve Çiller, kısmen de Gül ve Erdoğan arasında da bu çift başlılık yüzünden sorunlar çıkmıştır. Sistemi kişiler üzerinden düşünemeyiz.

Başkanlık diktatörlük değildir

Başkanlık sistemi diktatörlüğe yol açar mı?

Hükümet sistemi dediğimiz yapı tek başına her şeyi belirleyen bir faktör değildir. Tek başına parlamenter sistem veya başkanlık sistemi herhangi bir siyasal rejimin durumunu belirleyemez. Hükümet sistemi içinde nefes aldığı büyük sistemin bir parçası olarak ekonomik sistemle, sosyal yapıyla, siyasal kültürle, dış etkilerle ilişki içinde sonuç üretir. Pozitif veya negatif sonuçlar, hükümet sisteminin sadece kendisiyle ilgili değil sistemin diğer bileşenleriyle ilgili nihai sonuçtur. Dolayısıyla parlamenter sistem tek başına darbelerin sebebi olamayacağı gibi, başkanlık sistemi de kaçınılmaz olarak diktatörlüğe yol açmaz. Başkanlık sistemi zorunlu olarak diktatörlük getirir iddiası, düz bir mantıkla gerçekliğin siyasal amaçlar için çarpıtılması, hükümet sistemine her şeyi belirleyen tek faktör muamelesi yapmaktan öte bir anlam içermez.

Üç kurum üzerinden vesayet var

Hükümet sisteminde mevcut sorunlar nedir?

Mevcut sistem 1982 darbe anayasasıyla birlikte şekillenmiş, yasama karşısında yürütmeyi güçlendiren bir yapıdır. Bunun da temel sebebi aslında seçilmiş alanı denetlemek, seçilmişler üzerindeki bürokratik vesayeti güçlendirmektir. Bu da özellikle üç kurum üzerinden yapılmıştır. İlki MGK'dır. MGK 1982'den 2015'e uzayan süreçte epeyce sivilleşmiş bir kurum niteliği kazanmış olmakla birlikte hala danışma organı niteliğinde değildir. İkinci kurum ise AYM'dir. En tipik örneği 367 kararıdır. Kendini yasama organı yerine koyarak karar almıştır. Bir diğer kurum ise cumhurbaşkanlığıdır. Rejimin teminatı olarak düşünülerek yetkileri genişletilmiştir. Yürütmedeki çift başlılık durumunun sorun kaynağı olmaktan çıkarılması gerekiyor.

Kaynak : Yeni Şafak


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.