Türkiye'den IŞİD'e en çok Kürtler katılıyor

Türkiye'den IŞİD'e en çok Kürtler katılıyor

Şehir Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mehmet Ali Büyükkara terör örgütü IŞİD'le ilgili önemli açıklamalarda bulundu.

İslam Mezhepleri Uzmanı İstanbul Şehir Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mehmet Ali Büyükkara'nın geçtiğimiz günlerde Klasik Yayıları arasında çıkan “Çağdaş İslami Akımlar" kitabı son iki yüzyılda ortaya çıkan İslami oluşum ve haraketleri masaya yatırıyor. Biz de bu kitaptan yola çıkarak Büyükkara ile son yıllarda en çok konuşulan IŞİD'in oluşumunu, Batı'da ve İslam coğrafyasındaki siyasi ve dini kimliğini, kullandığı dili ve kimlerle nasıl bir ilişki içinde olduğunu tartıştık.

Çağdaş İslami Akımlar kitabınızda IŞİD'in ilk olarak El-Kaide'nin bir birimi olarak doğduğunu ve 2003'teki ABD işgaline karşı Irak'ta direnişi örgütlediğini söylüyorsunuz. Buradan net bir şekilde IŞİD'in ABD tarafından örgütlenen bir yapı olduğunu söylemek mümkün mü?

IŞİD'in ABD tarafından şekle sokulup teşkilatlandırılan bir yapı olduğunu, liderleri Ebubekir el-Bağdadi'nin tutuklu bulunduğu Buka cezaevinde ABD tarafından devşirilerek görevlendirildiğini söyleyen çeşitli iddialar mevcut. Fakat ben bunları gerçekçi bulmuyorum. Aslında IŞİD'in soy kütüğü belli. El-Kaide bünyesinden çıkmış, bazı aşırılık ve uçlanmalarla kendine farklı bir yol çizmiş bir oluşum. El-Kaide içinden böyle bir yapının çıkması hiç süpriz olmadı. Aşırıların varlığı biliniyordu ancak el-Kaide merkezi bunları kontrol edip baskılıyordu. El-Kaide liderliğinin 11 Eylül'den epey bir zararla çıkması, Afganistan'dan çıkartılarak kuzey Pakistan'a sıkışması, üst ile altların irtibatının kopması, bunlarla eş zamanlı şekilde bir grubun Zerkavi gibi güçlü bir liderin altında Irak'ta uygun bir mücadele alanı bulması ve el-Kaide'nin bıraktığı boşluğu doldurması IŞİD'in doğuşunu hazırlayan esas faktörler.

Bu oluşumda el-Kaide dışında başka kimsenin eli yok mu?

Elbette var. Saddam Hüseyin'den miras kalan Baasçı stratejik-askeri aklın IŞİD'in dinamiği olduğunu biliyoruz. Peki ABD ve diğer muhtemel güçler bu işin neresinde? Bu unsurların illa kurucu ve örgütleyici olması gerekmiyor. Sizin çıkarlarınıza çalışacak bir oluşuma ihtiyacınız varsa, ya onu kendiniz kurarsınız; veya mevcutlardan birisini kullanırsınız. Bunları yapamadıysanız, en azından bazılarını kontrol etmeye çalışırsınız. Ben ABD'nin, İngiltere'nin, Rusya'nın, yahut bir başka gücün, hatta İran'nın IŞİD'i kullanmayı veya kontrol etmeyi denedikleri kanaatindeyim.

Kitabınızda 2011 yılından sonra IŞİD'in Suriye tarafına genişleyerek burada yabancı gönüllü mücahitlerin katılımıyla daha güçlü ve hacimli bir silahlı güce ulaştığını söylüyorsunuz. Gönüllülerin Batı'dan ihraç edilmesiyle IŞİD Batı ülkelerinde aktifleşti diyebilir miyiz?

Batı metropollerinden katılımlar haliyle IŞİD'in Avrupa, ABD ve Avustralya'da hücreler ve irtibat noktaları teşkil etmesini kolaylaştırdı. Sempatizanlarını buralardan büyük ölçüde internet faaliyetleriyle kazanan örgüt, bu kişilerin aktif elemanlar olmalarını, kendi ifadeleriyle konuşacak olursak hilafet devletiyle bir an önce bağlılık kurmalarını mutlaka gerçek kişiler vasıtasıyla yapıyor. Bu aktivitenin boyutlarını ülke ülke tespit etmek bir hayli güç olsa da, Paris saldırılarını gerçekleştiren Belçikalı networkun yaptıklarına bakınca epey tecrübe kazandıklarını anlıyoruz.

IŞİD gönüllü yabancı askerleri orduya kazandırmak için nasıl bir yol izliyor? Ülkelere ve toplumlara göre bu izlenen taktikler değişiyor mu?

 

Hiç şüphesiz değişiyor. IŞİD'in Irak ve Suriye'nin dışından militan topladığı ülkeleri genel olarak üç sınıfta toplayabiliriz. Müslüman ülkeler ve toplumlar, Balkanlar ile Kafkasya ve Orta Asya'yı kapsayan eski demirperde ülkeleri, ayrıca Batı metropolleri. Muhatap kitle farklı olduğu için davet dilini belirleyen söylem ve iletişim stratejileri de haliyle farklılaşıyor.

KÜRESEL ZULÜME DİKKAT ÇEKİLİYOR

Mesela Müslüman halka hitap edilirken neler öne çıkarılıyor?
Müslüman halklara hitap edilirken İslami geleneksel birikim belirgin şekilde öne çıkartılıyor. Selefilere Ahmed b. Hanbel ve İbn Teymiyye, Hint İslam dünyasından Hanefilere İmam-ı Azam Ebu Hanife, Afrikalı Malikilere İmam Malik b. Enes referans gösteriliyor. İslam dünyasının içinde bulunduğu siyasal, ekonomik kötü durum bütün çıplaklığıyla ortaya konuyor. Filistin sorunu, Irak işgali gibi müzmin sorunlar yeniden işleniyor. Krallıklardan diktatörlüklerden bahsediliyor.

Peki Batı ülkeleri söz konusu olduğunda?

Eski Demirperde ve Batı ülkelerinde İslami bilgi bakımından görece zayıflık olduğundan oralarla iletişimde itikadi ve fıkhi derinliklere inilmesi belki gerekmiyor. Bunun yerine, ABD ve Rusya'nın başını çektiği küresel zulüm düzeni gündemi işgal ediyor. Siyonist kapitalist sermayenin yol açtığı gelir dengesizliği ve fakirlik buralarda daha çok yankı buluyor. Bu adaletsiz dünyanın karşısına İslam hilafet devleti konuyor ve insanlar bu İslam diyarına hicret etmeye çağrılıyor. Hilafet ve hicretin farz olduğunun altı çiziliyor. Halifenin çıktığı bir zamanda ona biat etmeden ölenlerin cahiliyye ölümü ile öldüklerine dair rivayetler sıralanıyor. Azınlıkta oldukları ülkelerde onursuz yaşamaktansa “sahabe asrının yaşandığı" İslam devletinin onurlu mensupları olmaları çok mantıklı bir seçenek olarak takdim ediliyor. Bu devletin sadece militanlara değil, mühendislere, doktorlara, iktisatçılara vs. de çok ihtiyacı olduğu vurgulanıyor.

NUTELLA DA BİR TEBLİĞ ARACI

Tebliğ dili de değişiyor mu? Mesela internet tebliğ yapılırken bir görev üstleniyor mu?
Tabii ki internetin çok yaygın kullanıldığı Batı ülkelerine dönük yayınlarda ciddi bir PR çalışmasının yapıldığını gözden kaçıramayız. Öncelikle IŞİD kontrolündeki şehirlerde, Rakka'da, Musul'da hayatın gayet normal, mutlu ve huzurlu devam ettiğini gösteren videolar yayımlanıyor. Güzel bir eve, iyi bir işe ve eşe sahip olabilirsiniz; keyif ve alışkanlıklarınızdan vazgeçmeniz gerekmiyor, marketlerde Nutella'yı bile bulabilirsiniz mesajları bence gayet başarılı bir iletişim stratejisinin ürünleri.

Özellikle Avrupa'da neden 'tövbekar' ve 'sonradan İslam'ı seçen' gençler arasından seçiliyor?

Bu kişilerin ortak özelliği öncelikle din ve inanç konusunda cahil olmaları. Bu durum eski Demirperde ülkeleri için de geçerli. Önlerinde İslam diye ne buldularsa bunu alıp kabul etme eğilimindeler. Doğruyu, yanlışı sorgulayacak bir altyapıya sahip değiller. Diğer bir husus, bu özellikteki gençler 'telafi' peşindeler. Önceki gayr-i İslami, günahkar hayatlarını kısa yoldan silecek hareket ve eylemler bu yönüyle çok cazip. Pişmanlıklarında ve tevbelerinde samimi olduklarını ispatlayacakları bulunmaz bir fırsat belki de.

TELAFİ PEŞİNDEKİLER KURBAN SEÇİLİYOR

IŞİD'de savaşçı olmayı seçen Batı'daki gençlerin ortak profilini çıkarsak neler söyleyebiliriz?

30 bin yabancıdan 5 bin kadarını teşkil eden Batı'dan katılımların tamamen 'telafi peşindeki' sabıkalı, madde bağımlısı, çeteci veya yeni mühtedi kişilerden oluştuğunu söyleyemeyiz elbette. Batı değerlerini reddeden adanmış radikal kimlikli, bilgili ve eğitimli müslümanların da ağ örgüsü içinde olduğunu görüyoruz. Fakat şöyle bir ortak profil çizmek mümkün: toplum dışı kalmışlar ve yalnızlaşmışlar. Bunun sebepleri ise belli: Şiddetli bir dışlanma ve ötekileştirmeye maruz bırakılmışlar. Eğitimde, iş imkanlarında, siyasete katılımda vs. ayrımcılığa uğramışlar. Kimlik bunalımı ve uyum sorunları yaşamaktalar.

İSLAMOFOBİ MÜSLÜMANLARI RADİKALLEŞTİRİYOR

Avrupa ve ABD'de hızla yayılan İslamofobi ve Müslümanların 'ötekileştirilmesi' geleneksel ve 'kendi halinde Müslümanları' radikal İslami gruplara yönlendirmede ne kadar etkili?

İslamofobi ve ırkçılık Avrupalı müslümanın kimliğine yapılan doğrudan saldırılardır. İnsan kimlik duygusuyla diğer insanlardan ayrılır. Onu o yapan onun kimliğidir kısacası. Bu yüzden vazgeçilmezdirler. Kimliksizlik hali bir hiçlik, kaybolmuşluk duygusu verir insana. Bu nedenle bu saldırılara karşı tavır almak zorunda hisseseder insan. Önceden bir tarafta değil iken taraf olur. Bir insan dini, milli, ailevi, mesleki vs. birden fazla kimliğe sahiptir. Psikoloji bilimi diyor ki, insanın hangi kimliği en fazla tacize uğramışsa insan o kimliğini öne çıkarma, kendisini o kimlikle tanıtma eğilimine girer. Mesela müslüman kimliğine bir saldırı mevcutsa dindar birisi olmasa bile kendini müslüman kimliğiyle tanıtmaya başlar. İşte İslamofobinin Batı'da yarattığı etki bu. Müslümanlar radikalleşiyor ve bu hissiyatı istismar edebilecek oluşumların çekimine kapılabiliyor.

Saldırgan, acımasız, kafa kesen, masum insanları yakan bir terör örgütü görüntüsünün arkasını nasıl okumamız gerekiyor?

IŞİD bu tedhiş görüntüsünü bir mücadele taktiği olarak kullanıyor. Dehşet saçma ve korkutma muhatabınızın size boyun eğmesini, teslim olmasını kolaylaştırıp çabuklaştıracak bir tesir gücüne sahiptir. Irak ve Suriye'de bazı alanların zahmetsizce IŞİD'in kontrolüne girmesinde, başka sebepler yanında bu unsurun da etkili olduğunu düşünüyorum. Bu tedhişi acımasızca uygulayacak bir insan vasatını bulmak ise sanırım daha önce bahsettiğimiz gerekçelerle örgüt için fazla zor olmuyor.
Bu sahnenin benzeri, Suudi Arabistan'ın 20. yüzyıl başındaki kuruluşunda yaşandı. Vehhabi Necd İhvânı teşkilatı çok benzer yöntemler kullanmıştı. Bu Suudiler devlet bugünkü sınırlarına ulaşmıştı. Sonra devlet bu şiddeti bıraktı. Tedhişçi güçleri tasfiye etti. Mutedil bir çizgiye geldi. Eğer IŞİD aynı yolu izlerse, uluslararası konjonktüre de bağlı olarak kalıcı olabilir. Mevcut çılgınlığı ilelebet sürdürmesi mümkün değil.

Terör örgütü ve Batılı istihbarat arasındaki gizli ilişki daha önce ABD ikiz kulelerine yapılan saldırıda gündeme gelmişti. Şimdi ise aynı iddia Paris saldırısında ortaya atıldı. Batılı istihbaratın IŞİD gibi illegal örgütlerle ilişkisi konusunda neler söyleyebiliriz? Avrupa'nın 'sorunlu gençler'i bu tür örgütler aracılığıyla Batı istihbaratı tarafından nasıl kullanıyor?

Charlie Hebdo olayında da aynı şey konuşulmuştu ve bir kısmıyla da olsa gerçeğin böyle olduğuna dair ikna edici kanıtlar ortaya çıkmıştı. İstihbarat örgütleri bunu niye yaparlar? Öncelikle sonuçlarından yararlanmak için. Küçük müdahalelerde bulunarak kontrollü bir şekilde terör olayının gelişmesini izlerler. Sonra da bunu mesela müslümanlar üzerindeki güvenlik politikalarını sıkılaştırmak, yaygınlaştırmak için kullanırlar. Camiler, dernekler üzerinde baskı kurarlar. Denetimleri artırırlar. Müslümanları nefes alamaz hale getirirler, tersine göçü bu yolla başlatmak isterler.

Savaş politikalarını da bu saldırılarla destekliyorlar aynı zamanda…

Evet, daha makro bir plan olarak Irak, Suriye, Mali, Somali gibi egemen bir ülkeye müdahalenin bahanesini oluşturmak isterler. Aradaki Türkiye gibi ülkeleri bu elemanların geçişi üzerinden suçlama imkanı elde ederler. Veya Rusya ve Çin gibi ülkeler potansiyel tehlike gördükleri müslüman tiplerin, grupların önlerini açmak suretiyle Suriye'ye gidişlerini sağlarlar, böylece bunları kısa vadede başlarından atmış olurlar. Daha başka amaçları da burada sıralamak mümkün. Bu tür operasyonlar bilinen ve sık başvurulan yöntemlerdir.

Buradan bakarsak geçmişte El Kaide bugün ise IŞİD, ABD ve Rusya gibi ülkelerin kendi çıkarları için bölgelerde kullandıkları 'illegal İslami örgüt güçleri' diyebilir miyiz?

Başta da konuşmuştuk. Büyük güçler sızma, kullanma ve kontrol etmeyi sürekli isterler. Ancak herkesin farklı bir hesabı ve bu örgütlerin de kendi gündemleri ve hesapları olduğu için her şeyin tıkır tıkır işlediğini söylemek mümkün olmaz. El-Kaide ve IŞİD'in emperyalist devletlerin maşaları olduğunu söylemek büyük konuşmak olur. Örgütlerin de bu karmaşık ilişkileri ile ön açarak kendi araçlarını yürütme peşinde olduklarını gözden kaçırmamak gerekir. Yani ilişkiler ve çıkarlar konjonktüreldir. Kimse kimsenin ebedi dostu ve düşmanı değildir. Bu tür illegal yapılar söz konusu olduğunda alınan pozisyonlar, karşıtlıklar, yandaşlıklar, kullanma, kullanılma halleri her an değişikliğe uğrayabilir.

GENÇLER İNTERNET ÜZERİNDEN DİN DEĞİŞTİYOR

Geçtiğimiz günlerde Şehir Üniversitesi'nde katıldığınız bir panelde dini grupların camilerde değil artık sanal alemde cemaat üyesi topladığını söylediniz. IŞİD'in gerçekten medyaya en fazla yatırım yapan bir 'dini örgüt' olduğunu biliyoruz. Bu alanda nasıl bir yol izleniyor?

IŞİD'in iletişimdeki üstün beceri ve yeteneğini herkes kabul etmiş durumda. Hedef kitleleri ayrı ayrı tespit edip, her birine göre farklı bir iletişim kanalı kurabilen, adresine teslim farklı söylemler geliştirebilen, popüler sosyal medya kulvarlarını etkili şekilde kullanabilen, çok renkli reklam ve propaganda prodüksüyonları üretebilen bir teşkilat. Tabii ki bunun için büyük maliyetlerin harcandığını tahmin ediyoruz. IŞİD bunun semeresini topladığı için gayet mutmain şekilde bildiği yolda devam ediyor. 25-30 bin yabancı savaşçının100 kadar farklı ülkeden toplanması ve bunların Suriye ve Irak'a geçirilmesi ciddi bir başarı çıktısı olarak görülmelidir.

İSTANBUL VE ROMA'YI FETHEDECEKLER

Medya içeriğinde öne çıkan iddialar neler?

Çeşitli dilleri ana lisanıyla konuşabilen personelini bu iletişimde kullanarak farklı ve geniş kitlelere ulaşabilen IŞİD, ayrıca algıya dönük faaliyetlere de bir hayli önem veriyor. Öncelikle hilafet devleti kavramının iyice zihinlerde oturmasını istiyor. Hicretin öneminin altını çiziyor. Dünyanın sonuna yaklaşıldığında kıyamete yakın olacağı söylenen olayların anlatıldığı 'fitne, herc ve melahim' dediğimiz birtakım geleceğe dönük kehanetleri içeren rivayetleri de vurguyla işleyerek mesiyanik bir beklenti oluşturuyor. İstanbul ve Roma'nın fethi konusu bunlardan bir tanesi mesela. Doğudan, Horasan'dan gelen siyah sarıklılar bir diğeri. Bu tür şeylerin meraklıları sandığımızdan çok fazla. Eğer IŞİD Sünnilerin beklediği mehdinin de kendi içlerinden çıktığını iddia etsin, inanın ki taraftar kitlesi üçe, dörde katlanır çok kısa zamanda.

Sanal cemaatte özellikle IŞİD'in kullandığı 'tebliğ dili' için neler söylersiniz?

Söylemek istediğim şey, bilindik medrese veya tekke merkezli cemaatlerin, İhvan gibi siyasal İslamcı yapıların sağladıkları sahici mekanların yahut mahalle, kasaba, ilçe camilerinin bir tanışma, buluşma ve bilişme yeri olmaktan çıkması, bunların işlevlerini sanal dünyadaki cemaatlerin yüklenmesidir. Bu sanal mecraları kullanan aşırı dini yapılar öncelikle muhataplarını geleneksel cemaatlerden uzak tutmaya, camilerden koparmaya çalışırlar. Bunun sebebi, internet kanalıyla yaptıkları ideolojik yüklemelerin bu mekanlarda boşa çıkartılacağı endişesidir. Örgütlerin istediği şey, sempatizanını devamlı on-line tutmaktır. Bazı hallerde din değiştirme bile internet üzerinden gerçekleşir. Bilgi ve değer yükleme böylece tek kanaldan sürdürülür. Kişi örgütün ötekileştirdiği diğer şahıs ve grupları yine bu yolla tanır. Bu yöntemle yeni bir kimlik kazanır. Bundan sonraki iş o kişinin sanal alemden çıkartılıp fiziki yer değişikliğinin yapılması ve örgüte fiili olarak alınmasıdır. Bu aşamada devreye artık gerçek kişiler girer.

MACERAPERESTLER VE YALNIZLAR

Hedefteki gençler kimler?

Hedefte ön sıradaki gençler kuşkusuz 'Batı'nın yalnızları' olan gençler. Kalabalıklar içindeki yalnızlar. Daha önce söylediğim gibi, bunalan ve çıkış yolu arayanlar. Marjinal takılanlar, mesela repçiler. Çevresine intikam duygusuyla bakanlar. Maceraperestleri unutmamak lazım. Bodyguardlar, boksörler, güreşçiler. Kendilerini göstermek isteyenler. Ortak nokta, hepsi din konusunda bilgisizler. Dinlerini bir kimlik meselesi olarak gördüklerinden çok önemsiyorlar ama onun hakkında yeterli ve sağlıklı bilgiye sahip değiller. Bulundukları yerdeki ana akım İslami mecralarla ilişkileri de genellikle kopuk durumda.

IŞİD - El Kaide gibi örgütler halkın desteğini hangi bölgelerde nasıl alıyor?

Halk desteği dememek daha doğru olur. Daha çok bireysel katılımlardan söz edebiliriz. Dost, arkadaş, akraba çevresi de bu katılımlarda önemli rol oynuyor. IŞİD Irak'ta Sünniler arasında bir halk desteği elde etti kuşkusuz. Bunun en önemli sebebi, ülkedeki Şii iktidardan gördükleri ağır baskılar ve Şii milislerin korkunç tacizleridir. Sünni kesimler Saddam sonrası devletten tamamen dışlandılar, sahipsiz kaldılar. Emniyet sorunları had safhaya çıktı. IŞİD özellikle 2010 sonrasında bu geniş kitleler nezdinde bir kurtarıcı kimliğine büründü ister istemez. Aslında Irak ve Suriye Sünniliği bu tür aşırı yapılarla uyuşmayan bir karaktere sahiptir. Tekfircilik ve şiddete karşı olan kesimlerden oluşmaktadır. Ne var ki bu siyasi şartlar, daha önce anlaşamayıp çatıştıkları IŞİD'e onları mecbur etmiştir.

IŞİD'E TÜRKİYE'DEN EN YOĞUN KÜRT GENÇLERİ KATILIYOR

Yine geçtiğimiz günlerde IŞİD'in tanıtımını yapan Türkçe bir video yayınlandı. IŞİD Türkiye'de ne kadar etkili? Türk gençleri arasında hedef seçilen kitle kimler? Nasıl bir tebliğ dili kullanılıyor?

Kaynaklar IŞİD'e Türkiye'den 1000'in üzerinde bir katılımın olduğunu bildiriyorlar. Örgütün Türkiyeli gençler arasında belli bir kesimi hedef seçerek onlar üzerinde yoğunlaştığına dair somut işaretler yok. Kürt gençler arasından, Bingöl, Diyarbakır ve Adıyaman'dan daha yoğun bir katılım olduğunu öğreniyoruz. Kürt Hizbullahı'nın legal bir harekete dönüşmesini kabullenmeyip silahını bırakmayan bir kesimin olduğunu biliyorduk. Bunların Suriye'ye geçerek Ahrâr, en-Nusra ve IŞİD saflarına katıldıkları tahmin ediliyor. Kürtler dışında Konya'dan, Bursa'dan, İstanbul'dan ve daha başka illerden gidenler olmuş. Aracılıkta daha çok aile içi ilişkilerin ve mahalli arkadaş çevresinin etkili olduğu sanılıyor. Videolardaki mesajlardan anlaşıldığı kadarıyla Türkiye'ye yönelik söylemde hilafet, İslam devleti ve hicret kavramlarının daha çok işlendiği görülüyor.

Özellikle Adıyaman adının öne çıkması üzerine neler söylersiniz?

Adıyaman'daki örgütlenmenin demek ki daha güçlü olduğu çıkarsaması dışında, yoruma dayanak yapacağım bir enformasyona sahip değilim.

DİNİ CEMAATLERİ REDDEDİYOR

IŞİD yerel cemaatlerle ilişkisi nasıl? Nasıl bir yol izliyor? Halk tabanında bir karşılığı var mı?

IŞİD kendisi dışındaki dini cemaatleri meşru kabul etmiyor. Kendisini hilafet ve devlet olarak gördüğünden, siyasi, militer, ıslahatçı vs. nitelikli tüm cemaatlerin kendisine katılması gerektiğini söylüyor. Bunu kabul etmemenin bir çeşit küfür olduğunu ileri sürüyor. Türkiye'deki cemaatlere bakışı da bundan farklı değil. Özellikle radikal ve selefi cemaatlerin kendisine yönelmelerini beklediğini tahmin etmek güç değil. Tarikat kökenli yapılarla, Ak Parti, Saadet, Hizbü't-Tahrir gibi siyasal partilerle, modernist oluşumlarla arasındaki farkı iman-küfür ayrımıyla ifade eden bu yapının, selefi grupçukların temayül gösterdiği bir kuşatıcılığa dahi henüz ulaşamadığı görülüyor. Yani cemaatlerin desteğinden söz etmek mümkün değil. Bilakis şiddetli bir karşıtlık söz konusu Türkiye'de.

BATI'YI KORKUTARAK 'BENİ HESABA KATIN' DİYOR

IŞİD'in özellikle Batı üzerinden kendini şekillendirmesinin sebebini nasıl açıklıyorsunuz?

Batı'yı rahatsız eden her adım ve eylem, muhakkak ki IŞİD'e güç katıyor. Londra'dan bir mühendisin, ABD'den ünlü bir boksör ya da pop sanatçısının, Amsterdam'dan bir tıp doktorunun, evlerinden kaçan gencecik kızların âlayla vâlayla örgüte katılımı dünya kamuoyunda büyük yankı yapıyor. Gündemden haftalarca düşmüyor. Olay hakkında makaleler yazılıyor, belgeseller çekiliyor. Bu IŞİD için bulunmaz bir fırsat. Bu ayrıca bir meydan okuyuş. Siz beni ilkel, çağdışı buluyorsunuz ama, ben sizin içinizden nice insanı yanıma çekebiliyorum, onları kendi vatandaşım yapıyorum ve yine onlar vasıtasıyla sizi tam kalbinizden vuruyorum. Beni hesaba katın, benden korkun demek istiyor. Aslında Batı'dan katılımlar İslam ülkelerinden katılımların çok çok altında. Fakat Batı'yla girdiği bu tehlikeli oyun örgüte prestij kazandırıyor, onu gündemde tutuyor.

Ayşe Olgun - Yeni Şafak


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.