Rıdvan Dilmen Galatasaray forması fotoğrafının hikayesini anlattı


Rıdvan Dilmen, Galatasaray'la anlaşıp, parasını aldıktan sonra nasıl Fenerbahçe'ye transfer olduğunu anlatıyor..

"O en çok parayı sever", "Üç yıl boyunca hem Galatasaray'dan, hem Fenerbahçe'den hem de Sarıyer'den maaş aldı", "Galatasaray maçında, daha önce Ergun Gürsoy'dan Galatasaray'a geleceğim diye para almıştı. Bu yüzden yüzde yüzlük golü atmadı", "Galatasaray'la anlaşıp sarı-kırmızılı formayı sırtına giydi ve resim çektirdi. Sonra Fenerbahçe'ye gidip 'Bakın Galatasaraylı oluyorum' diye pazarlık yaptı. Sonunda Galatasaray'a kazık atıp Fenerbahçeli oldu"

Tüm bunlar Fenerbahçeli Rıdvan için söylenen sözler... Peki ama kimdir bu Rıdvan Dilmen? Ya da sporseverlerin deyimiyle "Şeytan Rıdvan"... Gerçekten parayı bu kadar sever mi? Hatta karaktersizliğe varacak olayları para için yaratır mı?

"Rıdvan" cennetin kapıcısı büyük meleğin adıymış. Rıdvan, adı gibi bir melek mi, yoksa kendisine takılan lakaptaki gibi, şeytanın ta kendisi mi?

Rıdvan Dilmen 1962 yılında Nazilli'de doğdu. Dilmen ailesinin son çocuğu idi. İki ağabeyi, bir de ablası vardı. Ağabeyleri futbol oynuyorlardı. Sonuçta Rıdvan da Nazilli'de liseyi bitirdikten sonra Nazilli Sümerspor'da futbola başladı. Daha sonra Muğlaspor'a transfer oldu. Büyük ağabeyi Denizlisporlu Ercüment'ti. Küçük ağabeyi ise Nazillispor'da futbolu bırakmıştı. Ailesi fakirdi ve futbolcu ağabeylerinin eline bakıyorlardı. Bu nedenle Rıdvan'a "Aman futbolcu olma" demediler. Tam tersine... Teşvik ettiler. Zaten 12 yaşındayken babası da ölmüştü.

Muğlaspor'da çok iyi oyunlar oynadı. Milli Takım'a seçildi. Her transfer sezonunda özellikle Galatasaray, Rıdvan'ın peşine düşüyordu. Sonuçta Sarıyer'deki dördüncü senesini tamamlayınca Galatasaray'a gitmeye karar verdi. Zaten çoktan beri de istiyordu Galatasaray'ı...

Ergun Gürsoy'la her konuda görüşüp anlaştı. Gazetelerde Galatasaray formasıyla resmi çıktı ve ertesi günü Fenerbahçeli oldu. Son lig maçından sonra Fenerbahçeliler Rıdvan'ı kaçırdılar. Transferin ilk gününde de kendisini Fenerbahçeli yapan imzayı attı. Rıdvan Fenerbahçeli olmuştu ama Galatasaraylılar, özellikle de Ergun Gürsoy, olayı kendilerine atılan kazık olarak değerlendiriyordu. Haklıydılar da... Gürsoy "Gelip bana, 'Fenerbahçe şu kadar veriyor' demeliydi" diyor ve bir türlü sindiremiyordu bu olayı içine...

Rıdvan'ı kimler, nasıl Fenerbahçeli yapmıştı? Rıdvan gerçekten para düşkünü müydü? Erkekçe'nin bu ayki sporcu konuğu, son haftaların formda futbolcusu Fenerbahçeli Rıdvan, sorulara içtenlikle yanıt veriyordu...

- Küçüklüğünde hangi takımı tutuyordun?

- Koyu bir Fenerbahçe taraftarıydım. Ama ne zaman futbola profesyonel olarak başladım, o olay bitti. Ben Boluspor'da oynarken Boluspor'u, Sarıyer'de oynarken Sarıyer'i tutuyordum. Fakat, gitmek istediğim takım Galatasaray'dı. Zaten Galatasaray bana sürekli teklifte bulunuyordu. Bana da cazip geliyordu. Fenerbahçe'ye transferim bir günde oldu. Galatasaray ile anlaşmıştım. Formasını da giydim. Bildiğiniz gibi çok tartışmalı bir transferim oldu. Bu konuda haklı olduğumu iddia edemem, aksine çok haksızlık ettim. Özellikle Galatasaray'ın idarecisi Ergun Gürsoy'a. Çok sevdiğim, saydığım bir insan. Fakat tabii araya kıramayacağım insanlar girdi. Devreye onların girmesinden sonra, olay bu şekilde sonuçlandı.

- Kimlerdi bu insanlar?

- Ercan Aktuna... Ben de Ercan Ağabeyi çok severim, kendisini kıramadım. Son lig maçımız Bolu'daydı. Bolu'ya gelip aldılar beni. Aslında, şunu belirtmemde çok büyük yarar var. Açık sözlü olmak daima iyidir. Fener'e gittiğime hiç pişman değilim. Fenerbahçe olarak ligde iyi bir durumda değiliz. Bunu biliyorum. Fakat bu durumları gördükten sonra şunu söylüyorum: Keşke, beş sene önce Fenerbahçe'ye girebilseydim. Küçükken tuttuğum bir takımda oynamanın zevki bambaşka. Çocukluğumun futbol kulübü ve onunla ilgili hayalim gerçek oldu.

- Ne açıdan gerçek oldu?

- Başarılı olmasa da Fenerbahçe'deki ortamı gördüm. Bambaşka bir ortam, herkesin arasında bir sevgi bağı var. Şunu söylemem benim için hiç erken olmaz: Futbolu Fenerbahçe'de bırakmak istiyorum. Fenerbahçe'den ancak kovulursam giderim.

- Şimdi, o Galatasaray ile anlaştığın günlere dönelim. O günleri bize anlatabilir misin?

- Ben Galatasaray ile anlaştım. Sezon içinde anlaştım. Ergun Ağabey ile anlaştım. Hatta, bir miktar da para bile aldım.

- Kaç paraya anlaştın?

- 100 milyona anlaştım. Belli, partiler halinde bana bu parayı vereceklerdi. Bunun belirli bir kısmını ödemişlerdi zaten. Sonra...

- Sonra, o Galatasaray maçında kaçırdığın gol gündeme geldi.

- Evet, Galatasaray maçında kaçırdığım gol gündeme geldi. Demek ki şimdi ben Galatasaray formasını giyseydim, o maçta kaçan golün nedeni olarak bunu göreceklerdi. Benim futbol hayatımda unutamayacağım belki üç maç, üç tane, dört tane gol attığım maç olmuştur. Veya çok kötü oynadığım maçlar olmuştur. Ama, unutamayacağım, çok acı bir maç vardır: Ayağımın kırıldığı, canımın müthiş yandığı maçta bile o kadar acı çekmemişimdir. Gerçekten büyük ıstırap duyduğum maç o golü kaçırdığım maçtır. Aile terbiyesi olan birisi, namuslu olan birisi, takımına zarar verecek bir hareket yapmaz. Ekmek yediği takımına, birlikte mücadele verdiği takım arkadaşlarına zararlı olacak bir faaliyetin içine girmez. Bunu yapacak karakterde bir insan, kendini para karşılığı, dolayısı ile takımını ve arkadaşlarını satmış demektir. Bunu göze alan, karısını, çoluğunu çocuğunu, ailesini de satar demektir. Benim düşüncem böyle. Belki ağır, fakat gerçek. Zaten bu olaydan sonra bir hafta, 10 gün kendime gelemedim. Hatta şimdi bile o maçla ilgili olarak bir konu gündeme geldiğinde çok üzülüyorum. Üzüntümün nedeni "Nasıl kaçırdım?" diye... Ama, şuna inanın, olayın içerisinde bu anlattıklarımdan başka bir art niyet kesinlikle yoktur. O maçın kasetini, görüntülerini evde devamlı seyrederim. Canım sıkıldıkça seyrederim. Bana göre yapılabilecek en iyi hareketi yapmışım. Hatta, Galatasaray Teknik Direktörü Mustafa Denizli bile "O pozisyonda onu yapmayan futbolcuya ben eşek derim" dedi. Art niyeti olan bir insan zaten o pozisyona girmez. Ben pozisyonu kendim yarattım. Topu aldım, Erhan'dan da geçirdim, çapraz pozisyonda Simoviç'le karşılaştım. Simoviç de bu pozisyonda açıyı kapattı, sonunda bana yapacak başka bir şey kalmadı. Çapraz pozisyonda kalmıştım. Benim açım hemen hemen sıfıra indi. Orta sahadan alıp, kale önüne kadar sürüklediğim topu bu şekilde değerlendiremedim. Çünkü, değerlendirebilmek olanak dışıydı. Gene eskiye dönelim, o gol kaçırdığım maça. Şayet o pozisyonda ben topa dokunsaydım belki de yüzde 50 gol olabilirdi. Fakat yüzde 100 gol olsun diye daha müsait durumda olan arkadaşıma topu vermeyi uygun buldum. Boş kaleye Büyük Hakan veya Sercan topa dokunsun diye onlara çıkardım. Paraleline çıkardım, gelip ayak içiyle vuracaktı, boş çıkardı. Muhammet onlardan çabuk geldi, kayarak kornere çıkardı. Yani ben o konuda müsterihim.

- Tekrar Galatasaray ile olan transfer konusuna gelelim. Ergun Gürsoy ile anlaştın daha sonra...

- Ergun Gürsoy ile anlaştım. Daha sonra, Boluspor ile ligin en son maçını yapacağız. Sarıyer takımı olarak. Ben de kendimi Galatasaraylı olarak görüyorum. Kafamda, ben "Galatasaray'a gideceğim" diye düşünüyorum. Bolu'ya gideceğiz... Akşam bizde kamp yoktu, "Bir gün önce gideriz" dediler. Akşam saat 22.30 sularında eve telefon geldi. Ercan Aktuna arıyor... Ercan Ağabey çok sevdiğim ve saydığım bir insan. Bana "Rıdvan, Fenerbahçe'ye gelmek ister misin? Şayet gelirsen, 175 milyon lira peşin para vereceğim" dedi. Tabii ben şaşırdım. "Ağabey, teşekkür ederim, ben Galatasaray ile anlaştım. Bu nazik teklifiniz, ilginiz için ayrıca teşekkür ederim" dedim. "İyi akşamlar" diyerek telefonu kapattım. Daha sonra Sarıyer Kulübü'nden Eyüp Odabaşı aradı. Bir gün sonra gittik, Bolu'ya giderken bu konuyu tartıştık. Konuyu ona açtım ve Fenerbahçe'nin böyle bir teklifle geldiğini söyledim. Eyüp Odabaşı bana, "Vallahi kardeşim, aynı teklif bana gelse hiç durmam. Ben Fenerbahçe'de top oynadım, orası mükemmel bir camiadır" dedi. Bolu'ya gittik, maçımızı oynadık, maç bitti. Daha sonra ben, duşumu almak üzere gittim. Cem Ağabey geldi. Sarıyerli Cem Ağabey... Dedi ki "Ercan Ağabey geldi, arkada seni bekliyor." Neyse ben Ercan Ağabey'e gittim. Kendisine dün akşam konuştuğumuzu söyledim. Kararımın değişmediğini belirttim. Benim kendisiyle gelmemi istiyordu. Ben de "Ben, Sarıyer kafilesiyle geldim, onlardan izinsiz ve habersiz olarak bir yere gidemem. Şayet gideceksem müsaade almam gerekir" dedim. Bana "Peki, git görüş" dedi. Ben de Eyüp Ağabey ile gidip görüştüm. Meğerse onlar Eyüp Ağabey ile gitmem hakkında daha önceden görüşmüşler. Konu ikisinin de bilgisi dahilindeymiş. Bana, "Tamam, git. Gidebilirsin" dedi. Araya giren kişiler Candan Hoca falanmış. Candan Tarhan girmiş araya. Neyse... Hep beraber Erdoğan Şenay'ın evine gittik. Florya'ya gittik. Ercan Ağabey, Candan Hoca, Erdoğan Şenay hep beraber gittik. Onlar durumu konuştular evde. Ben kendilerine tekrar Galatasaray ile anlaştığımı, istediklerinin mümkün olamayacağını söyledim. Fakat Candan Hoca'yı çok seviyordum, benim için bir şeyler düşünüyorsa mutlaka çok iyi şeyler düşünüyor olacağını tahmin ediyordum. Candan Ağabey de orada... Aslında ben, Candan Hoca'nın ismini vermek istemezdim fakat artık bilinen bir konu.

- Sonra teklifi kabul ettin.

- İyi ki de etmişim. Pişman değilim. Hiçbir zaman da pişman olacağımı zannetmiyorum. Neyse onlarla konuştuk, sonunda anlaştık. Bir gün sonra da başkanın yazıhanesinde başımdan geçen ilginç bir olayı da size anlatayım: Tahsin Kaya'nın yazıhanesine gittik, oturduk... Başkan "Rıdvan, 175 milyonda diretiyor musun?" diye sordu bana. Ben şaşırdım. "Başkanım, bu teklifi bana siz getirdiniz. Ben de kabul ederek bir an evvel buraya geldim. Sizin 175 milyon teklifinizi az bularak ben 200 milyon da isteyebilirdim. Bu, benim bileceğim bir iş. Çünkü, transfer demek bir anlamda pazarlık demektir. Ama, ben böyle yapmadım ve sizin teklif ettiğiniz rakamı kabul ettim. Ben, sizin teklifinize dayanarak geldim. Bu tutumunuz ve bu sorunuz beni hayal kırıklığına uğrattı" dedim. Tahsin Kaya "Bu rakamdan biraz daha aşağıya düş. Fenerbahçe büyük bir camiadır. Onun için biraz daha aşağılara in" şeklinde konuştu. Tabii benim müthiş bir şekilde canım sıkıldı. Ben de Tahsin Kaya'ya "Siz bana 125-130 milyon verseydiniz gelmezdim. Gelmemde bu rakamın önemi oldu. Bunu açıkça söylemek isterim" dedim. Bu konuşmam karşısında başkan son derece şaşkın bir şekilde "Sen bir kere Fenerbahçe'ye gelmek istemiyorsun" dedi. Ben de "Yooo, beni yanlış anlamayın... Benim Galatasaray ile transfer konum gündemde olmasaydı aynı parayla size gelirdim. Ama ben Ergun Gürsoy ile anlaştım. Arada 75 milyon lira fark verdiniz. Ben de hem bu fark için hem de Fenerbahçe'yi sevdiğim için geliyorum" dedim. Sonra tabii, bildiğiniz gibi Fenerbahçeli olduk. İmza gününe kadar Ercan Ağabey'le birlikte yazlığa gittik.

- Şimdi burada, Ergun Gürsoy'a verdiğin sözden döndüğün için pişmanım dedin. Öyle değil mi?

- Pişmanım ama şöyle, şu anlamda, gerçekleştiremediğim bir sözü verdiğim için ona karşı mahcubum. Yani Fenerbahçe'ye gittiğim için pişman değilim. Ergun Ağabey'e karşı mahcubum.

- O günden sonra bir daha Ergun Gürsoy ile hiç karşı karşıya gelmediniz mi?

- Karşı karşıya hiç gelmedik. Aslında ben onun daha önceleri çayını, kahvesini içmişimdir. Gene de içmek isterim. Ama çekiniyorum, daha doğrusu kendimi ona karşı mahcup hissediyorum.

- Yani neticede, piyasada, spor kamuoyunda, "para için verdiği sözden dönen bir adam" durumuna düştün.

- Tabii, zaten beni genelde öyle tanıyorlar yani. Bu olay yüzünden para müptelası olarak falan tanıyorlar.

- Sadece o olay değil. Mesela hep derler, Sarıyer'de de diyorlar. "Rıdvan, parayı çok sever" diye...

- Sarıyer'de beni tanıyan birisinin bunu söylemesi mümkün değil. Mesela bir gün sizi herhangi birisiyle, Eyüp Odabaşı dahil...

- Hayır. Çarşıda pazarda mesela...

- Yok, yok, çarşıda pazarda falan öyle bir samimiyetim yok. Sarıyer'de oturanların çoğunu tanımam bile. Birkaç ismin dışından Sarıyer'de pek tanıdığım yoktur. Halkını pek fazla tanımam. Yani şunu söylemek isterim size, benim parayı sevip sevmediğimi, beni tanıyanlardan sorabilirsiniz. Fenerbahçe camiasından da olabilir, Sarıyer camiasından da olabilir, hatta diğer takımlardan beni tanıyan futbolcu arkadaşlardan sorabilirsiniz.

- Yok canım, zaten parayı sevmek suç değil. Günümüzde...

- Aksine hayatımda, kişiliğimdeki en büyük eksiklik olarak görmüşümdür, para konusunda fazla bonkörümdür. Hesap yapmasını bilmeyen ve mecbur kalmadıkça konuşulmasını istemeyen birisiyim. İnanın, hiç yoksa, sağdan soldan 45-50 milyon lira alacağım var. Almamışımdır, unutmuşumdur, o olay öyle bitmiştir.

- Mesela gazetelerde ağabeyini Ergun Gürsoy'a tedavi ettirdiğin yazılıydı. Bunun için ne diyorsun?

- Yok canım, öyle bir şey söz konusu değil. Ben, ağabeyimi 1.5-2 milyon lira verip tedavi ettiremeyecek kadar küçük bir insansam, yani parasal olarak bu denli yetersiz bir kişiysem...

- Bonkörlüğünüze hanımınız ne diyor?

- Benim hanım, benimle ilgili olarak o tür konulara hiç girmez. Fakat üzülüyor tabii. Aslına bakarsanız benim yaptığım, bonkörlük sınırlarını çoktan aşıyor, düpedüz aptallık. Bu konudaki eksikliğimi bildiğim halde, bir türlü huyumu değiştiremedim. Buna bir örnek vermek gerekirse, şunu size söylemek isterim... Arabamı bir arkadaşım benden aldı. Aradan beş ay geçti, hala haber yok. Arabayı Çınarcık'ta vurmuşlar. Ben gittim Çınarcık'ta buldum arabayı. Durum böyle yani.

- Tamam... Yani bu konuda dönen dedikodular, sadece dedikodudan ibaret. Yok "Ağabeyini tedavi ettirdi", yok "İki seneden beri Ergun Gürsoy'dan para alıyor"... Bunların hepsi demek ki dedikodu...

- Bunların hepsi aslı olmayan suçlamalardır. Şayet ben, ağabeyimi bile tedavi ettiremeyecek kadar kötü bir ekonomik durumun içerisinde olsaydım, herhalde başka formüller arardım. Bu işi yapmazdım.

- Galatasaray'ın sana transfer teklifi ile gelmesi sadece bu yıla mahsus değil, daha önceki yıllarda da geldiler. Çeşitli defalar sana transfer teklifi ile geldiler, ama Sarıyer vermedi. O zaman zarfında Galatasaray'dan hiç para aldın mı?

- Hayır, kesinlikle hiç para almadım.

- Çünkü, çıkan en büyük dedikodulardan bir tanesi de buydu. İki seneden bu yana senin, hem Galatasaray'dan hem Sarıyer'den, hem de Fenerbahçe'den para aldığın konusundaydı.

- Hayatımda hiç kimseden haram para yemedim. Yemem de... Çünkü benim çocukluğumdan bu yana yetişme tarzım budur.

- Dini inançlarınız kuvvetli midir?

- Çok kuvvetli olmasa bile kuvvetlidir. Vardır, inancım sonsuzdur, ama bu konuda fazla bilgim yoktur.

- "Haram para yemem" dedin de... 

- Hayır, kesinlikle yemem ve yemeyeceğim de. Annem dışarıya kazak örerdi. 100 liraya, 200 liraya falan dışarıya satardı. Biz de onunla yemek paramızı çıkarırdık. Ben böyle bir ortamda, dürüstlükten ayrılmamak için azami gayreti göstermiş bir ailenin mensubuyum. Ne yemişimdir, ne de aklımın ucundan geçmiştir. Hem okumuş, hem de çalışmış bir insanım. Şu anda da zaten dört tane aileye bakıyorum. Anneme, iki ağabeyime ve kendi aileme. Ben anneme, kardeşlerime, hepsine daire aldım. Onların hiç kimseye muhtaç olmalarını istemem. Çünkü onlar beni hiç kimseye muhtaç etmediler.

- Peki, hanımın bir şey dedi mi? Bu transfer zamanı ortadan kaybolmana, bununla ilgili bir şey demedi mi?

- Ben söyledim hanımıma. Yani açık açık konuştum. Bana "Ne olacak?" diye sorduğu zaman, "Bak olacaklara karşı kendini şimdiden alıştır. Basın bu konuda çok üzerimize gelecek bilmiş ol" dedim. O da bana "Benim sana her konuda inancım var. Tamam, merak etme" dedi.

- Fenerbahçe'ye geldin, işe Yılmaz Yücetürk ile başladınız. O zamanlar gazetelerde ağzından "Ben böyle hoca görmedim." falan gibi bir şey çıktı.

- Bu konuda bir tek Milliyet'te haber çıktı. "Beni yanlış yerde oynatıyorlar" diye bir haber çıktı.

- Hayır, hayır kötü olarak değil. Önceleri iyi olarak çıktı.

- Bakınız ben Yılmaz Ağabey'e inanan bir insandım. Ayrıca antrenörüm için de iyi ya da kötü olarak hiçbir şey söylemedim.

- Gittikten sonra "Hepimizin anasını belledi, hepimizin canı çıktı, onun yüzünden sakatlandım" falan diye konuşmadın mı?

- Hayır, kesinlikle böyle bir şey konuşmadım. Açık açık konuşuyorum, çok samimi olarak ve dürüstlükle söylüyorum size, bu konularda en ufacık bir şey konuşmadım. Belki de basının yalanıdır o.

- Rıdvan, bir de çok sakatlanıyorsun. Bu Hıncal Uluç'un yazılarında da var, okuyorsan görmüşsündür. Yani "Rıdvan gelir, iki üç maç oynar, ondan sonra sakatlanır ve sezonun yarısını sakat geçirir" diye bir kanı var.

- Geçen sezon ben Sarıyer'de top oynadım. Bildiğiniz gibi gazeteler benim için "Çok sakatlanan bir futbolcu" diye söz ediyorlardı. 36 maçın sadece bir maçında oynamadım. O da Trabzon maçında. Diğerlerinin hepsinde oynadım. Ayrıca şunu belirteyim, bünye olarak zayıf, narin bir vücut yapısına sahibim. Forvet oyuncusuyum ve bir de çok tekme yiyorum. Belki onun da etkisi var.

- Hayır senin "sakatlık hastası" olduğun söyleniyor. Hıncal Uluç da bunu sık sık yazıyor. "Galatasaray'a da gelseydi, sezonda 38 maç var, bunun zaten 18 maçını 'Sakatım' diye geçirir, geri kalan on sekizinde de..."

- O, onların görüşüdür. Bir şey diyemem. Kendilerinin görüşüdür.

- Tekrar Fener'e dönelim. Fenerbahçe'ye Yılmaz Yücetürk ile başladın. İşler pek iyi gitmedi, o gitti yerine şimdi yeni bir hoca geldi, ama işler bir türlü düzelmedi. Ligdeki, sıralamadaki durumu da iyi ve iç açıcı değil. Ayrıca takım iyi futbol da oynamıyor. Bu neden?

- Ben olayı şöyle nitelendirmek istiyorum; Şampiyonluk için oynamamız gerekiyorsa, baştan iyi gitmemiz lazım. Örneğin bir Beşiktaş, bir Galatasaray her maçını iyi oynamıyor. Kötü oynadığı maçlar da oluyor. Fakat, havaya girdiler artık. Şampiyonluk için yanşıyorlar. En kötü oynadıkları maçta bile puan alıyorlar, berabere kalıyorlar. Ama Fenerbahçe'ye gelince durum çok değişik. Biz, havamızı kaybettik, ikinci maçta Adana Demirspor'a yenildik, ardından Bolu'da berabere kaldık. İçeride mağlup olduk, ondan sonra bir daha da kendimizi toparlayamadık zaten. Bir de yeni antrenör geldiği zaman takım 16. idi, şimdi ise 6. sırada. Yani belirli bir yol kat ettik. Fakat iyi top oynayamıyoruz.

- Mesela söylenen şey var: "Fenerbahçe'de Semih Bayülken'in adamı olan futbolcular var. Bayülken onların cebine para koyuyor. 'Oynamayın' diye böyle yapıyor. Onlar maçı kasten oynamıyorlar ki, Tahsin Kaya gitsin, Semih Bayülken yönetimi gelsin" diye. Bu şekilde dedikodular, söylentiler var. Yani Fenerbahçe bir gayya kuyusu...

- Beş-altı aydır Fenerbahçe camiası içerisindeyim. "Semih Bayülken olayı" diyorlar. Ben, Semih Bayülken ile belki bir defa, belki de iki defa çay içmişimdir hepsi o kadar. Fakat tabii ben de herkes gibi meraklıyım. Semih Baba ne türlü bir insandır diye. Çok büyük bir insandır, ondan daha büyük bir Fenerbahçeli düşünemiyorum. Bizim yanımıza, hiçbir gün, iyi günde olduğumuz zaman gelmemiştir. Ne zaman kötü bir durumda olsak, kötü günde olsak, o zaman yanımıza gelmiştir. İyi gün dostu değil, kötü gün dostudur. Dediğinizi hatırlıyorum. O şekilde bir haber, gazetelerden birinde benim için de çıktı. Habere göre, Semih Baba yönetime gelebilmek için, beni oynatmıyormuş. Ben böyle bir şeyi ne duydum, ne gördüm, ne böyle bir şeyle karşılaştım.

- Fenerbahçe Kulübü içerisinde arkadaşlarından herhangi birisinin böylesine kasten oynamayacağını düşünebiliyor musun?

- Hiç inanmıyorum, düşünemiyorum böyle bir şeyi. Zaten sırf Fenerbahçe'de değil, hiçbir futbol kulübünde hiç kimse gelip de bir futbolcuya "Takımı sabote et" diyemez zaten. Böyle bir şeyi kimse teklif edemez ve hiçbir futbolcu da böyle bir komployu kabullenemez.

- Savaş, Galatasaray ile anlaştıktan sonra, onu alıp bir eve götürmüşsünüz. O evde sen de varmışsın. Savaş'a "Fenerbahçe'e gel" demişsin. Savaş bunu anlattı Erkekçe'ye...

- Anlıyorum, ben o röportajı okudum. Savaş, benim en beğendiğim futbolculardan birisidir. Kişiliğine de çok saygı duyduğum bir insandır. Fakat o yazıyı gördükten sonra çok üzüldüm. Ve o konuda da konuşmak istemiyorum. Savaş'ı üzmemek için.

- "Bize gel, biz bu sene iyi takım kurduk. Şampiyonluğa oynarız" dediğini söylüyor.

- Eskiden beri, Ümit Milli Takımı'ndan beri, altı-yedi seneden bu yana Savaş ile beraber olmuşuzdur. Hep, onunla beraber oynama idealindeydik. Savaş da Fenerbahçe'ye gelmek istiyordu.

- Öyle mi?

- Evet, öyle. Ve Durmuş'un transferini beklettirdiler. Temas kurdum ben Savaş ile, geldi, konuştuk. Yeniden "Fenerbahçe'ye gel" dedik, daha öncesi "Gelebilirim" demişti... Neyse aslında ben bu konuyu konuşmak istemiyorum. Savaş gelmedi. Çünkü Fenerbahçe ile anlaşamadı.

- Bir de Tanju var... Tanju'yla geçenlerdeki konuşmamızda, "Ah o Rıdvan" diyordu. "Hayatımda hiçbir futbolcuya küfür etmedim ama ona edeceğim, beni kandırdı" diyor...

- Biz onunla anlaşmıştık dediğim gibi yani, Galatasaray ile konumumu anlatırken, hepsi de bunların içerisine girmiş oluyor. Galatasaray Kulübü'ne karşı falan yaptığım haksızlıklar da bunun içinde. Hepsi bu konuya giriyor yani.

- Yani, Savaş'a, Tanju'ya, Ergun Gürsoy'a karşı değil mi?

- Evet, öyle. Onlara karşı ve Galatasaray camiasına karşı yaptığım haksızlıklar...

(Erkekçe Dergisi - Nisan 1988)


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.