Ayşe Aral hayatını kaybetti

Ayşe Aral hayatını kaybetti

Hürriyet gazetesi yazarı, Ünlü karikatürist Tekin Aral ile usta romancı İnci Aral'ın kızları, Oğuz Aral'ın yeğeni Ayşe Aral, 46 yaşında hayatını kaybetti. Kalp rahatsızlığı yaşadığı bilinen Ayşe Aral 5 Şubat 1971 doğumluydu.

Dün akşam saat 20.30 sıralarında evinde dinlenirken fenalaşan Aral, yapılan müdahalelere rağmen kurtarılamadı.

Kalp rahatsızlığı bulunan Ayşe Aral’da kalp pili takılıydı.

Ünlü karikatürist Tekin Aral’ın kızı olan Ayşe Aral yarın Zincirlikuyu Camisi’nde kılınacak öğle namazının ardından toprağa verilecek.

İşte Hürriyet yazarı Ayşe Aral’ın bugünkü köşe yazısı...

Aklı sıra beni götüreceğini sanan Azrail’in eline pırtısını tutuşturup; “Hadi len” dedim


AYŞE ARAL'IN 2011'DE YAZDIĞI O YAZI

Ayşe Aral verdiği ölüm kalım savaşını bundan 6 sene önce, 15 Temmuz 2011'de böyle anlatmıştı. İşte Aral'ın o yazısı: 


Hangimiz kendimizi her Allah’ın günü aynı sağlıkta hissederiz? Neredeyse hiçbirimiz.

Bir gün zımba gibiyken, ertesi gün kafasını yataktan zor kaldırır insan, bunlara şu stres haltını falan da ekleyince al sana her sabah çözülecek bir bulmaca...
 
Sizlere yazmıştım; ben de bir süredir salak saptal ağrılarla uğraşmaktaydım.
 
Neymiş?
 
“Siyatik”
 
“Tamam, şunları iç, şu hareketleri yap, bilmem ne bilmem ne…”
 
Sonra acılar dinmeyip, yapılanlar yemeyince…
 
“Neymiş?”
 
“Durum daha ağır; yani bel fıtığı”
 
“Tamam, şimdi şunları, artı bir de bunları iç, yüzmeye başla, hemen fizik tedavi, falan filan fişmekan…”
 
Tık yok bende...
 
“Amannnnnnnn” dedim, “geçer, düşünme. Stresin de çok bu ara, kaçarsın belki bir iki gün bir yerlere, hem havan da değişir, boş ver; Allah çaresiz hastalık vermesin.”
 
Bir iki ay böyle takıldım durdum. Bir süredir bacakcıklarımın, belcağazımın ağrısına, bulunduğu hiçbir ortamda çekinmeden taka taka en yüksek sesle “gırrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrr, garrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrr” lar yapan midem de eklendi.
 
 
“Eh” dedim, “o kadar ilaç yutuyorsun ki normaldir.” İlerleyen günlerde buna bir de hamile görüntüsüne bürünen göbeğim eklendi. Gece yattım gayet normal, sabah kalktım sanırsınız dokuz aylık hamileyim.
 
“Gazdır” dedim, yediğim taze soğanlara suç buldum. Yine ilaç içtim, ertesi gün değişen hiçbir şey yok.
 
1 Temmuz Cuma akşamı çok keyifsiz, hatta biraz da nefessiz, zarla zorla uyudum. Sabah uyandığımda benden çıkan tek ses; “ııııııııııııııııııııııı, ıııııııııııııııııııııııııı” idi. Nefes yok, resmen alamıyorum.
 
Başucumdaki bardağı yere atıp kırdım ki Ivanka yukarı gelsin.
 
Sonra kızım panik halde kızkardeşimi ve kocasını çağırdı. Onlarla beraber Prof. Dr. Sayın Kamil Adalet de geldi. Kamil Bey benim kalp pili doktorum, her şeyim.
 
Onu görünce biraz rahatlar gibi oldum; “Yarın kontrole gelirim hocam” dedim.
 
“Giyin, gidiyoruz” dedi.
 
İki araba; Kamil Hoca, ben, Ivanka, Begüm, Ayça ve Roben döküldük yola.
 
Bir ara ağlamaya başladım, çünkü yine nefesim bitiverdi. Annem yok yanımda, çünkü kadıncağız Bodrum’da.
 
Neyse hastaneye varınca apar topar beni içeri aldılar. İki muayenecik sonucu panik atak geçirdiğime karar verdiler.
 
Izdırabımı sizlere anlatmam mümkün değil. Başladık beklemeye, ne gelen var, ne giden; nöbetçi doktor ortada yok.
 
Serum takacaklar; damarımı bulamadılar. Bu arada benim gözler kararmaya başladı; “Tamam” dedim, “bitiyor.”
 
Halimi gören kardeşim Ayça bir yere yetişmek üzere yola çıkan Kamil Bey’i arayıp durumu anlattı, cevap; “Hemen ambulansla Amerikan Hastanesi’ne gelin, orada buluşalım”
(anlattı falan yazdığıma bakmayın, okuduklarınızın çoğunu ben hatırlamıyorum;  sizlere yazabilmek için defalardır herkesten dinliyorum)
 
En son beni kaldırdıklarını hatırlıyorum, sonrası yokkkkkkkkk, yok olmuş yani. Eş, dost hastaneye akın etmiş, çünkü tetkikler sonucu şu söylenmiş; “Değerleri yükselmezse, en azından böyle bile kalırsa 24 saati atlatma şansı olur, bekleyip dua etmekten başka çareniz yok maalesef. 24 saat çok kritik.”
 
Begüm, zavallı yavrum perişan olmuş, Ayça bayılmış. Annem uçakta...  24 saat boyunca orama burama hortumlar sokmuşlar, laparoskopi, endoskopi hepsi yapılmış ve zaten şuuru yarım açık olan beni daha da hırpalanmayayım diye uyutmuşlar.
 
Ve 24. saat... Beni uyandırıyorlar... Allah’ıma şükür, her şey yolunda, değerlerde kötüye gidiş yok, eş dost herkes sevinçte. Hele anacığım, hele evladım.  
 
Etrafa bakınıyorum şaşkın şaşkın, meğer işin ciddiyetini kavrayamamışım.
 
“Ölümden döndün” dediklerinde ağzım sonuna kadar açık...
 
Kızıma sarılmaya çalışıyorum, aa her yerim acıyor, çünkü delik deşik.
 
“Ne olmuş bana?” diyorum.
 
“Metabolik asidoz, daha sonra açıklayacağız” diyorlar.
 
Ertesi gün normal odaya geçtim, şükür her şey yolunda gitti, bir beş gün de orada kaldım. Şu an tedavi hala devam ediyor, inşallah en kısa zamanda eski halime döneceğim. 
Bu üzüntülü günlerin içinde sağlığıma kavuşmam dışında beni çok duygulandıran, bir o kadar da mutlu edenbir şey oldu.

Artık hiç konuşmadığımız, hele son seferinde birbirimize fena nefret kustuğumuz eski kocam yanıma geldi.Ziyarete gelmiş gibi değil; elimi tuttu, tüm bu yol boyu, maddi manevi yanımdan ayrılmadı.

Gözleri kızarmıştı, kesin ağlamıştı. O gidince de ben çok ağladım. Olmuyor işte kardeşim, her ne olursa olsun düşmanmış gibi gözükülüyor ama bir zamanlar en sevdiğinden asla ve asla düşman olmuyor, olmasın da zaten.
GÜNÜN VİDEOSU
Bunu da görmüş olduk! Çanakkale'nin işlek caddesinde bir kapkaççı, yolda yürüyen kadının gözlüğünü gözünden çaldı...

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.