Özlem Esmergül röportajı

Özlem Esmergül röportajı

Sait Faik Abasıyanık hepimizin hayatına dokunmuş en önemli edebiyatçılardan biri, kendinizi ona yakın hissediyorsunuz; çünkü öyküleri sımsıcak, şiir gibi ve hayatın tam da içinden geçen muazzam bir yolculuk… Yazarlarımdan biri dediğiniz Sait Faik’i peki ne kadar tanıyorsunuz, hayatını ne kadar biliyorsunuz? O öyküler nasıl yazıldı, neler yaşadı? Ya da henüz onu hiç okumadıysanız ve bilmiyorsanız -ki büyük kayıp sizin için- yakından tanımaya ne dersiniz?

Röportaj: Mutlu Hesapçı

İnsanı hayatta tutan en önemli eylemlerden biri okumak bence. Öyle yazarlar var ki okuduğunuz her öykünün içinde kayboluyorsunuz ve kendinizi o dünyada buluyorsunuz. Hatta o yazar zamanla sizin arkadaşınız oluyor ve bazen onunla konuşuyorsunuz.  Sait Faik Abasıyanık hepimizin hayatına dokunmuş en önemli edebiyatçılardan biri, kendinizi ona yakın hissediyorsunuz; çünkü öyküleri sımsıcak, şiir gibi ve hayatın tam da içinden geçen muazzam bir yolculuk… Yazarlarımdan biri dediğiniz Sait Faik’i peki ne kadar tanıyorsunuz, hayatını ne kadar biliyorsunuz? O öyküler nasıl yazıldı, neler yaşadı? Ya da henüz onu hiç okumadıysanız ve bilmiyorsanız -ki büyük kayıp sizin için- yakından tanımaya ne dersiniz? Yazar Özlem Esmergül, Sait Faik’in gerçek hayat hikayesini merak eden bir yazı mühendisi ve Sait Faik’i hocası olarak kabul ediyor. Ve onun hayatını daha yakından tanımamız için bir Sait Faik romanı yazıyor. Kitabın adı “Yalnız hatta Yapayalnız” O kadar güzel bir kalemle yazılmış ki okurken içinde kayboluyorsunuz ve Sait’in arkadaşı olarak romanın içinde duruyorsunuz. Sait Faik’in hayatına soluksuz eşlik ederek kitabı okuyorsunuz ve sizi bu hayat derinden etkiliyor. Bu kitabı mutlaka okuyun hatta şöyle yapın Burgaz Ada’ya yolculukta başlayın romana, adanın her yerinde Sait ile yolculuk edeceksiniz sonra müze olan evini ziyaret edin. Kitabı bitirdiğinizde zaten bu yolculuğu siz yapmak isteyeceksiniz. Ve duygulanarak Ahh be Sait nasıl bir hayattır yaşadığın diyerek onun hayatına da bu kez siz dokunabileceksiniz. Bu hayata yakından dokunmamızı sağlayan romanın yazarı Özlem Esmergül ile Sait Faik’in hayatını konuştuk.   

Siz yazı dünyasının içinde olan bir isimsiniz. Editörlük yapıyorsunuz ama aslında yaptığınız işi yazı mühendisliği olarak tanımlayabiliriz. Önce işinizden bahsedelim mi? 

Ben hayatım boyunca yazı yazarak para kazandım, 20 yılı aşkın bir süredir bu sektörün içindeyim. Sadece yazarak para kazandım diyebilirim; gazetecilik, muhabirlik, editörlük, çevirmenlik yaptım. Yazım dışında bildiğim hiçbir şey yok, Sait Faik’de şöyle der ya; ‘duvara çivi çakamam’ aynen öyle. Bana da yazı dışında ne verseniz yapamam, yazıya iyi hakimimdir o konuda da mütevazi olmam. 

Şimdi herkes sadece yazı yazmak istiyor ve yazı yazarak para kazanmanın yollarını arıyor insanlar. Sanki biraz bir sahil kenarına yerleşip yazı yazmak fikri moda oldu. Sizin hayatınız yazmak ile geçmiş ve özel yeteneğiniz varmış… Bu sizin mesleğiniz olmuş, yazmak nasıl bir duygu? 

Tamamen çalışmak ve gelişmek ile ilgili bir durum. Yetenek doğuştan gelmiyor, ben doğduğum günden beri yazının içindeyim ya da bu meslek için yaratılmışım gibi bir şey yok aslında. Bütün sanatçılara da baktığında ressam da doğduğunda ressam, müzisyen de doğduğunda müzisyen değil eğilimi olabilir, ilgisi olabilir, kendini ifade ederken daha mutlu hissediyor olabilir ama milyon kere resim yaparsın sonra onlar değerlenmeye başlar. Picasso’ya resim yap diyorlar 10 dk’da yapıyor, 10 dk’lık iş mi diyorlar 40 yıl artı 10 dk diyor. Bu da öyle bir şey; yazdıkça, okudukça, öğrendikçe, üzerinde çalıştıkça, kıyaslamayı öğrendikçe ilerliyorsunuz. 

Yazma süreci nasıl başladı ve gelişti peki? 

Elime hiçbir şey vermediler, elimdeki her şeyi aldılar aslında aileyle de ilgili, büyümekle ilgili. Elimdeki doneleri tek tek almaya başladılar; ben müzikle çok ilgileniyordum sonra elimden enstrümanımı aldılar ki bir ara bağlama çalıyordum bağlamayı estetik olarak yakıştırmadıklarını söyleyip aldılar, tenis oynuyordum bir dönem çok ilgiliydim bu konuda destek olmadılar, yardımcı olmadılar, tiyatroyla çok ilgileniyordum elimden aldılar; işte sahneye mi çıkacaksın, oyuncu mu olacaksın ondan para mı kazanacaksın dediler. Elimden kreatif olan her şey alındı! Ben bir süre örgü ördüm çünkü üretmek istiyordum; bir şey yapmak istiyordum, desenler çıksın öreyim istedim sonra onlar da gitti elimden… Örgü örerek nereye kadar falan diyerek ben de yazıya verdim kendimi. 

ÜRETEN HER YERİME, HER ŞEYE DOKUNDULAR AMA YAZIYI ALAMADILAR ELİMDEN!

Aileniz ne olmanızı istiyordu? 

İşte okula düzenli olarak git, devam et ; doktor, avukat, öğretmen ol bir şey ol şeklinde düşünüyorlardı. Halbuki bu mesleklerde de kreatif tarafı beslemediğin zaman hayata bir şey katamazsınız. Ben o dönem bütün üretim kanallarımın tıkandığını gördüm. Üreten her yerime her şeye dokundular ama yazıyı alamadılar elimden, çünkü ne yaptığımı fark etmediler. Ders çalışıyorum, ödev yapıyorum okullarımı falan da geçtiğime göre muhtemelen ders ile ilgili bir şey yapıyorum zannettiler. Halbuki sadece yazıyor ve okuyordum onu hiç fark etmediler. Suyun altından yürüyen bir iş oldu o benim için. Yazmak için bir kağıt ve kalem lazım ya resim olsa başka bir şey olsa büyük malzemeler lazım ve fark edilir  ama yazma işini çaktırmadan yaptım. Almanya’da doğdum büyüdüm ben ve çocukluğumdan beri yazmaya başladım. Çünkü yazmak en özgür kalabildiğim yerdi ve kendimi en iyi bu şekilde ifade ediyordum. Fobilerim var benim, yazamasam olmazdı. Sosyal fobim var benim o yüzden yazarken iyi hissediyorum kendimi. Mesela insanlarla konuşurken gözlerinin içine çok bakamam, kalabalık ortamlarda konuşamam bildiğimi aktarırken yalnız anlatır söylerim yazarım. Yazı da olmasa kendimi ifade edebileceğim bir şey yok, mümkünse yazmama kimse dokunmasın! 

Yazıdan para kazanabileceğinizi o dönemlerde düşünüyor muydunuz? 

Hiç düşünmüyordum hatta öyle hayal kurulabileceğini bile bilmiyordum Kendimi ifade edebildiğim bir şeyi para kazanabileceğim bir kaynağa dönüştürebilir miyim, öyle bir şeyim yoktu; çünkü sadece nefes almaya çalışıyordum yani hayatta kalmak, kulaç atmak, boğulmamak ve bir süre daha yol gitmek belki özgürleşebilene kadar kendime destek olmak… 

BU KADAR GÜZEL YAZAN BİR ADAM NASIL BİR HAYAT YAŞAMIŞ OLABİLİR DİYEREK, SAİT FAİK’İN ROMANINI YAZMAYA KARAR VERDİM

Romanınız ‘Yalnız Hatta Yapayalnız’ Bir Sait Faik Abasıyanık romanı çok güzel bir kitap. Siz de Sait Faik’in hikayesini o kadar güzel anlatmışsınız ki sanki o dönemde onunla yaşıyor gibisiniz. Onca yazar ve edebiyatçının içinden sizi neden Sait Faik etkiledi, onunla ilk ne zaman tanıştınız? 

Bütün tartışmalar eserler üzerinden yapılır bu edebiyat ise kitap üzerinden konuşuruz. Ben refleks olarak kaynağına da giderim, çocukluğumdan beri o bir alışkanlık. Kim yazmış, nerede doğmuş, nerede büyümüş, hayatına kim girmiş dokunmuş ki yazabilmiş. Hangi kanaldan beslenmiş, ne yemiş ne içmiş, ne yaşamış ki de bu vizyondan, bu kültürden bakmış. Bu beceriyi ne ile geliştirmiş, nasıl bir hayat sürmüş; çünkü o benim esere olan bakışımı da değiştiriyor, bir süre sonra Sait ile de ben öyle tanıştım aslında. O kadar güzel öyküler yazıyor ki müthiş bir iç gözlem kabiliyeti var bence, onu diğer öykücülerden ayıran da bu! Oturup kaldırım kenarında insanları izleyerek, kapıcısını, balıkçısını, komşusunu, yoğurtçusunu vb. insanları, kadınları, çocukları gözleyerek değil; onlara içerden bakarak, onlarla yaşayarak yazıyor ve bunun için özgün bir öykücü onu fark ettim. Bu kadar güzel yazan bir adam nasıl bir hayat yaşamış olabilir, eğitimi, kültürü ne merak ettim. Sonra karşıma öyle bir adam çıktı ki ancak bu hayatı yaşayan bir adam zaten bu üretimi yapabilir bunu gördüm. Öyle zor bir şeyi göze alıyor ki bu adam, aslında bir burjuva ailesine mensup, bohem bir hayat yaşıyor, varlıklı sayılabilir entelektüel ama hayatı boyunca hiç çalışmamış bir adam. Sait Faik’e aylak adam gözüyle bakılıyor, üretmek için göze aldığı hayat da bu ve annesinin gözünde aylak adam olmayı, hayatı boyunca hiç çalışmamayı, hiç çocuk sahibi olmamayı, bir kadın tarafından sevilmemeyi göze alıyor. Hiçbir şekilde onları tatmin edememeyi, iyi bir evlat olamamayı, birinin bel bağladığı ve güvendiği adam olamamayı kabul ediyor. Ben bunu yapamazdım, bütün bunları göze alıp ‘ben yazar olmak istiyorum ve bu hayatı yaşayacağım’ demek çok büyük bir tercih! Ben bu açıdan Sait Faik’i çok cesur buldum. Öyle bir şeyleri göze alıyorsun ki… 

Yazmayarak bambaşka bir hayat yaşayabilirdi oysa ki… 

Yazmasaydı 54’te ölürdü, yazdığı için 2018’de hala yaşıyor. O Darüşşafaka öğrencilerine bıraktığı mirasıyla daha da ölümsüzleşiyor ve onurlu, dürüst, bonkörce hayatına devam ediyor hayata; işte burada zor bir tercih yapmış bence, ben yapamazdım herhalde diyorum; çünkü o hayatı göze almak yerine mümkünse konforlu yaşamaya devam ederdim. 

Evet zor bir yolu seçmiş, annesinin biricik bir oğlu olarak ve onu memnun ederek burjuva hayatı yaşayabilirdi… 

Çok zor bir yol seçmiş üstelik o dönemde Sait Faik ötelenmiş de bir yazar ve Babali’de hiç kabul görmemiş, eserleri küçümsenmiş, yazılarının üzerinde ciddiyetle durulmamış. Büyük ağabeyleri ve edebiyatçılar tarafından hiç önemsenmemiş kabul görmemiş. Çünkü 1940’lı yıllar acılı kuşağın yetiştiği ve daha çok politik şiirlerin, romanların yazıldığı Nazım Hikmet’lerin Sabahattin Ali’lerin, Aziz Nesin’lerin, Rıfat Ilgaz’ların, Abidin Dino’ların  yaşadığı ve üretim yaptığı bir dönem.  Bu isimlerin hepsi daha politik duruşlu sanatçılar, o dönem çok karışık; Hitler tarafından Avrupa kana bulanmış, Türkiye İnönü tarafından yönetiliyor ve her yazara-çizere, aydına bir sivil polis düşüyor. Bir telefonla, bir mektupla kolayca herkes fişlenebiliyor ve işkence görüyor. Herkesin onursuzlaştırıldığı, haksızlıklara uğradığı siyasi açıdan da karışık bir dönem ve böyle bir dönemde Sait’in oturup insan hikayeleri yazmasını tabii küçümseyici ve değersiz buluyorlar. Yani memleket kan gölü açlık sefalet içinde, salgın hastalıklar musallat oluyor, çay bile bulanamıyor, düzen yok ve biz aydınlar olarak bu sorumluluğu almamız gerekirken, taşın altına elimizi koymamız gerekirken; Sait’in gidip bir ada vapurunda insan hikayeleri, martı yazmasını bu neyin romantizm diyerek eleştiriyorlar.  

Gerçi bu tarz öyküler yazmasına rağmen hakkında soruşturmalar açılıyor Sait Faik için acaba duygusal ve korkak biri diyebilir miyiz?  

Evet tutuklanmaktan çok korkuyor ama sebebi orada yazamayacağını düşünmesi. Çünkü onun için yürümek ve yazmak arasında müthiş bir bağ var; yürümezsem yazamam, oturarak yazı yazılmaz diyor. Cebinde sarı kağıtlar, defterler ve elinde bir kurşun kalemle, çakıyla dolaşan adam. Sağda - solda kıraathanede, orada-burada, vapurda, bir kapının arkasında, bir meyhanenin köşesinde sürekli yazan üreten bir adam. Yürümediği takdirde yazamayacağını biliyor, o yüzden ben ölürüm içerde diyor. Kitapta da yazdım Rıfat Ilgaz ile şöyle bir anıları var; “Ne işkencesinden korkarım, ne bir şeyinden sadece geceleri çıkıp Beyoğlu’nda dolaşıp tekrar geleyim hapishaneye.” Bu sohbet üzerine Rıfat Ilgaz’ı çok güldürüyor. Ama yine de bu kadar siyasete bulaşmadığı halde Sait Faik’e davalar açılıyor. 

ACILI KUŞAK 40’LI YILLAR VE ACIYAN YER ÜRETİR, ONLAR DA  ÜRETİYORLAR… 

Türkiye ve dünyanın karışık olduğu bir dönem evet ama o kadar güzel bir edebiyat dünyası var ki o dönem. Abidin Dino’lar, Bedri Rahmi’ler, Orhan Veli’ler o kadar güzel bir ortam var ki, kitabınız sayesinde entelektüel dünyanın da izini sürüyoruz aslında. Keşke o dönem yaşasaydım ve bu isimler ile bir arada olsaydım diyorsunuz. 

Çok güzel bir ortam ve tabii Hasan Ali Yücel’in aydınlanma çabası ve başlattıkları da çok önemli. Ve bu isimlerin çoğunu, parlak umut vadeden öğrenciler olarak, dil öğrensinler, vizyon ve kültür edinsinler diye yurtdışına gönderiyor. O dönem acıyan bir dönem ve her zaman böyle dönemlerde daha çok üretim olur, iyileşmek için bir şey üretmek panzehir üretmek zorundadır. Onlar kendilerini iyileştirmek için üreten kuşak ve yazarlar. Acıyan yer üretir, acılı kuşak 40’lı yıllar ve onlar da üretiyorlar… 

SAİT FAİK’İN HAYATI TRAJİK BİR HAYAT!

Sait Faik’in çok renkli gibi görünen ama acıklı da geçen bir hayatı var aslında değil mi?

Uzaktan bakarken çok romantik film tadında geliyor hayatı ama yaşarken çok trajik olmalı. Kitabı okurken de romantik ama ben yazarken çok zorlandım; çünkü çok trajik bir hayat yazıyorum aslında! 

BU KİTAP SAİT FAİK’İN GERÇEK HİKAYESİ!

Kitabın ne kadarı gerçek, ne kadarı kurgu? 

Kitabın yüzde sekseni gerçek, hani yüzde yirmi de olayları birbirine bağlamak için kurguya başvurdum. Hayatını yazarken kronolojik sırayı şaşırmamaya çalıştım, o konuda dikkatli davrandım. Ama yüzde yirmisini de bağlantıları yakalarken ve geçişlerde birbirini tamamlasın diye yine gerçeklikten beslenerek muhtemelen olmuştur diyerek kurduğum bağlantılar. Onun  dışında yüzde sekseni Sait Faik’in gerçek hayat hikayesi. Kitaptaki mektuplar orijinal, sohbetler keza öyle, kafama göre oturtup konuşturtmadım kişileri ve o konuşmalar da anı kitaplarından derlendi, yaşayan arkadaşlarından derlendi. Onların hepsi gerçek sohbetler gerçek yaşanan şeyler. Belki geçişler yaparken yürüyerek eve gitti demişimdir de o dolmuşa binmiştir, sadece atmosfere göre bağlantılar kurmuşumdur. Verilerle sınırlıydım ve sadık kaldım gerçek yaşam hikayesine. Olduğu gibi gösterdim ve 2,5 yıl gibi bir süren bir Sait Faik ile ilişkim oldu diyebilirim

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.